saglik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saglik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2021 Cumartesi

Bir Covid-19 varyantı daha: A.30

Nature Cellular and Molecular Immunology'de yayınlanan yakın tarihli bir araştırmaya göre, 2021 baharında Angola ve İsveç'te birden fazla hastada tespit edilen nadir bir COVID-19 varyantı aşı kaynaklı antikorlardan etkilenmeme konusunda son derece başarılı olabilir. İlk olarak Şubat ayında Tanzanya'da tespit edilen A.30 varyantı, koronavirüse karşı korunmak için aşılara giderek daha fazla bağımlı hale gelen bir dünyada belirgin bir tehdit oluşturabilir, ancak şimdilik izole durumda.

A.30, salgının kökü olduğu düşünülen ve ilk tanımlananlar arasında yer alan A soyunun bir uzantısı olarak tanımlanabilir. Ancak, Spike proteinindeki çoklu mutasyonlarla bu çalışmada Beta (B.1.351) ve Eta (B.1.525) varyantlarıyla karşılaştırılan türün, diğer varyantlardan belirgin şekilde farklı olduğu görülüyor. Özellikle, bu mutasyonların bazıları, antikorları nötralize ederek doğrudan hedeflenen iki ayrı alanda bulunuyor ve bu, aşının diğer varyantlarla karşılaştırıldığında A.30'a karşı iyi performans göstermeyebileceği anlamına geliyor.

Tanzanya'daki keşfinden bu yana Angola'dan 3 ve İsveç'ten 1 dizi ile çok az A.30 vakası bulunuyor. Bu nedenle, varyant üzerinde çok az araştırma yapıldı.

Varyantın ne kadar tehlikeli olabileceğini keşfetmek için Almanya, Göttingen'den araştırmacılar, virüsün konakçı hücrelere ne kadar başarılı bir şekilde bulaşabileceğini incelemek amacıyla birden fazla insan hücre hattı kullandılar ve ardından, aşılama sonrası gelişen nötralize edici antikorlara maruz bırakıp A.30'un taşıdığı mutasyonlara karşı etkinliğinin hala aynı olup olmadıklarını kontrol ettiler.

Beta ve Eta ile karşılaştırıldığında, A.30; böbrek, karaciğer ve akciğer hücreleri de dahil olmak üzere çoğu konakçı hücreye girişi önemli ölçüde daha başarılı oldu ve şu anda COVID-19'a (bamlanivimab) karşı kullanılan bir monoklonal antikor tedavisine dirençliydi; ancak, diğer monoklonal antikorların (bamlanivimab ve etesevimab) kombine tedavisine karşı hassastı.

Pfizer-BioNTech ve Oxford-Astrazeneca aşılarından aşı kaynaklı antikorlara karşı test edildiğinde, A.30, test edilen diğer varyantlardan daha dirençliydi.

Araştırmacılar, mevcut aşılardan etkili bir şekilde kaçmak için bir araç setine sahip olan bu varyantın hücrelere girişte daha başarılı olabileceği sonucuna varıyor. Bu sonuçlar, A.30'un önümüzdeki aylarda yakından izlenmesi gerektiğini ve ülkelerin A.30'un daha yaygın hale gelmesi durumunda bir salgını durduracak önleyici tedbirlere öncelik vermesi gerektiğini gösteriyor.

Ancak bu tür, muhtemelen düşük prevalansı nedeniyle, şu anda DSÖ tarafından bir İlgi veya Endişe Varyantı olarak sınıflandırılmıyor...



Bir Covid-19 varyantı daha: A.30

Nature Cellular and Molecular Immunology'de yayınlanan yakın tarihli bir araştırmaya göre, 2021 baharında Angola ve İsveç'te birden fazla hastada tespit edilen nadir bir COVID-19 varyantı aşı kaynaklı antikorlardan etkilenmeme konusunda son derece başarılı olabilir. İlk olarak Şubat ayında Tanzanya'da tespit edilen A.30 varyantı, koronavirüse karşı korunmak için aşılara giderek daha fazla bağımlı hale gelen bir dünyada belirgin bir tehdit oluşturabilir, ancak şimdilik izole durumda.

A.30, salgının kökü olduğu düşünülen ve ilk tanımlananlar arasında yer alan A soyunun bir uzantısı olarak tanımlanabilir. Ancak, Spike proteinindeki çoklu mutasyonlarla bu çalışmada Beta (B.1.351) ve Eta (B.1.525) varyantlarıyla karşılaştırılan türün, diğer varyantlardan belirgin şekilde farklı olduğu görülüyor. Özellikle, bu mutasyonların bazıları, antikorları nötralize ederek doğrudan hedeflenen iki ayrı alanda bulunuyor ve bu, aşının diğer varyantlarla karşılaştırıldığında A.30'a karşı iyi performans göstermeyebileceği anlamına geliyor.

Tanzanya'daki keşfinden bu yana Angola'dan 3 ve İsveç'ten 1 dizi ile çok az A.30 vakası bulunuyor. Bu nedenle, varyant üzerinde çok az araştırma yapıldı.

Varyantın ne kadar tehlikeli olabileceğini keşfetmek için Almanya, Göttingen'den araştırmacılar, virüsün konakçı hücrelere ne kadar başarılı bir şekilde bulaşabileceğini incelemek amacıyla birden fazla insan hücre hattı kullandılar ve ardından, aşılama sonrası gelişen nötralize edici antikorlara maruz bırakıp A.30'un taşıdığı mutasyonlara karşı etkinliğinin hala aynı olup olmadıklarını kontrol ettiler.

Beta ve Eta ile karşılaştırıldığında, A.30; böbrek, karaciğer ve akciğer hücreleri de dahil olmak üzere çoğu konakçı hücreye girişi önemli ölçüde daha başarılı oldu ve şu anda COVID-19'a (bamlanivimab) karşı kullanılan bir monoklonal antikor tedavisine dirençliydi; ancak, diğer monoklonal antikorların (bamlanivimab ve etesevimab) kombine tedavisine karşı hassastı.

Pfizer-BioNTech ve Oxford-Astrazeneca aşılarından aşı kaynaklı antikorlara karşı test edildiğinde, A.30, test edilen diğer varyantlardan daha dirençliydi.

Araştırmacılar, mevcut aşılardan etkili bir şekilde kaçmak için bir araç setine sahip olan bu varyantın hücrelere girişte daha başarılı olabileceği sonucuna varıyor. Bu sonuçlar, A.30'un önümüzdeki aylarda yakından izlenmesi gerektiğini ve ülkelerin A.30'un daha yaygın hale gelmesi durumunda bir salgını durduracak önleyici tedbirlere öncelik vermesi gerektiğini gösteriyor.

Ancak bu tür, muhtemelen düşük prevalansı nedeniyle, şu anda DSÖ tarafından bir İlgi veya Endişe Varyantı olarak sınıflandırılmıyor...



29 Ekim 2021 Cuma

Covid-19 için umut verici gelişme

Neredeyse iki yıl boyunca aldığımız kötü haberlerin ardından nihayet potansiyel bir umut ufukta görüldü: COVID-19 mevsimsel bir hastalık olabilir.

Yeni koronavirüs 2019'un sonlarında ilk kez ortaya çıktığından beri, bilim insanları ve karar vericiler, mevsimsel olup olmadığını - grip gibi kış aylarında bulaşmanın artması - veya yıl boyunca eşit derecede bulaşıcı olup olmadığını tartışıyor. Geçtiğimiz hafta Nature Computational Science dergisinde yayınlanan bir makale, COVID-19'un aslında mevsimsel bir düşük sıcaklık enfeksiyonu olduğuna dair güçlü kanıtlar sunuyor ve bunun virüsle yaşamayı nasıl öğrenebileceğimiz konusunda önemli etkileri var.

ISGlobal İklim ve Sağlık programı direktörü ve araştırmanın koordinatörü Xavier Rodó, konuyla ilgili yaptığı açıklamasında "Bulgularımız COVID-19'un influenzaya ve dolaşımdaki daha iyi huylu koronavirüslere benzer gerçek bir mevsimsel düşük sıcaklık enfeksiyonu olduğu görüşünü destekliyor. Aerosoller daha uzun süre asılı kalabildiğinden, gelişmiş iç mekan havalandırması yoluyla 'hava hijyenine' vurgu yapılmasını gerekli kılıyor" dedi

Makalede açıklandığı üzere düşük nemli koşullar aerosol damlacıklarının havada hafifçe buharlaşarak boyutlarının küçülmesine neden oluyor. Bu durum, nefesimizdeki su damlacıklarının burnumuzdaki bağışıklık savunmasını geçecek kadar küçük olabilmelerini sağlayarak potansiyel olarak COVID-19 da dahil olmak üzere hastalıkları daha bulaşıcı hale getirebilir. Bu nedenle araştırmacılar, kamu politikası ve tıbbi müdahalelerde olası meteorolojik durumların yanı sıra iyi havalandırmaya daha fazla önem verilmesi gerektiğini söylüyorlar.

Ayrıca bu araştırma, COVID-19'un muhtemelen mevsimsel olduğu sonucuna varan ilk çalışma da değil. GeoHealth dergisinde Mayıs ayında yayınlanan bir çalışma, beş ülkedeki çevresel koşullar ile COVID-19 bulaşma oranları arasındaki bağlantıyı inceleyerek virüsün gribe benzer bir mevsimsel model izlediği sonucuna varmıştı. Bu haftaki çalışma, bunu çok daha büyük bir ölçekte doğruluyor: Ekip, politika müdahaleleri uygulanmadan önce, ardından birinci, ikinci ve üçüncü dalgalar boyunca, beş kıtada 160'tan fazla ülkede COVID-19'un yayılmasını inceledi.

Ekip, halk sağlığı politikalarının girişi olmadan, COVID-19'un bulaşma hızı ile dünya genelindeki sıcaklık ve nem seviyeleri arasında negatif bir ilişki buldu. Başka bir deyişle, sıcaklık veya nem ne kadar düşükse, bulaşma oranı o kadar yüksek oluyor. Ancak salgın ilerledikçe, model devam etti. Sıcaklıklar ve nem seviyeleri arttıkça ilk dalga sona erdi ve ardından sonbahara girerken ikinci dalga geldi. Bu model dünya çapında, ülke düzeyinde, bölgesel ve hatta şehir düzeyinde, yalnızca bir istisna dışında geçerliydi: 2020 yazı.

Baş yazar Alejandro Fontal, 2020 yazı için "[Bu] gençlerin toplu toplantıları, turizm ve klima gibi çeşitli faktörlerle açıklanabilir" diyor. Araştırmada da açıkladığı üzere, klima bazı soruların cevabı olabilir: "Kuzey Yarımküre'nin zengin ülkelerinde, [sıcak] aylarda soğutulan iç mekan mikro iklimi, soğutulmuş havanın mekanik olarak yeniden havalandırıldığı Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'daki et işleme tesislerinde gözlemlenen birçok salgında olduğu gibi iletimi barındırabilir."

Ekip, sonuçların ikna edici olduğuna inansa da, çalışmanın birkaç sınırlaması olduğunu belirtiyor. Birincisi, COVID-19 yeni bir virüs ve bu nedenle epidemiyolojik kayıtlar biraz sınırlı. Ayrıca, sonuçlarının bir nedensellik değil, bir korelasyon gösterdiğine dikkat çekiyorlar, bu nedenle virüs dalgalarının sıcaklık ve nem ile bağlantılı olması muhtemel olsa da, şimdiye kadar bilinmeyen bir faktörün etkin olma ihtimali göz ardı edilemez.

Yine de ekip, çalışmalarının, ileriye dönük sağlık politikaları ve tedavilerini bilgilendirmeye yardımcı olabileceğini ve "COVID-19 için daha küratörlü ve özel iklim hizmetleri ve erken uyarı sistemlerine" izin vereceğini umuyor. Sokağa çıkma yasağı gibi önlemlerin hastalık üzerindeki iklim etkilerini sınırlama açısından değerlendirilebileceğini söylüyorlar ve en önemlisi, ekip, hastalık "endemik hale gelse bile yöntemlerinin devam edeceğini ve bu nedenle aşı için yıllık zamanlamayı tanımladığını" söylüyor.

Rodó, "COVID-19'un gerçek bir mevsimsel hastalık olup olmadığı sorusu, etkili müdahale önlemlerinin belirlenmesine yönelik etkileri ile giderek daha merkezi hale geliyor" diyor ve sözlerini şöyle tamamlıyor: "Toplamda, bulgularımız COVID-19'un influenzaya ve daha iyi huylu dolaşımdaki koronavirüslere benzer gerçek bir mevsimsel düşük sıcaklık enfeksiyonu olduğu görüşünü desteklemektedir."



28 Ekim 2021 Perşembe

Marketten yayılan hastalık

Tipik olarak Güneydoğu Asya'da bulunan gizemli bir tropikal hastalık salgını kısa bir süre önce ABD'de ortaya çıkarak sağlık görevlilerini endişelendirdi. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC), yapılan araştırmalardan sonra salgının Walmart'ta satılan ve şimdi toplatılan bir aromaterapi oda spreyinde bulunan nadir bir bakteriyle bağlantılı olabileceğini keşfetti.

CDC, üç eyalette (Teksas, Kansas ve Minnesota) üç kişinin Temmuz 2021'in sonlarında melioidoz hastalığına yakalandığını bildirdi. Daha sonra Georgia'da dördüncü bir vaka bildirildi. Dört hastadan ikisi hayatını kaybetti.

Hastalığın semptomları nispeten belirsiz, spesifik değil ve vücudun enfekte olan kısmına bağlı olarak değişebiliyor. Akciğerlerdeki enfeksiyon öksürüğe, göğüs ağrısına, yüksek ateşe ve baş ağrısına neden olabilirken, bir kan dolaşımı enfeksiyonunda semptomlar benzer ancak sıklıkla eklem ağrısı ve oryantasyon bozukluğunu içeriyor.

Hastalığın sebebi olan bakteri Burkholderia pseudomallei, tipik olarak tropikal ve subtropikal bölgelerde, yani Asya ve Kuzey Avustralya'nın bazı kısımlarında, ayrıca Güney ve Orta Amerika'da bulunduğundan dolayı salgın olağandışı olarak görülüyor. Hastalığın insandan insana bulaşmasının da nadir olması ve hastaların hiçbirinin yakın zamanda ülkeyi terk etmemiş olması, durumu daha da sıra dışı hale getiriyordu.

Enfeksiyonun kaynağını anlamak için CDC'den araştırmacılar hastalardan ve evlerinden örnekler aldı. Beklenmedik bir şekilde, Walmart'ta satılan aromaterapi spreyinden alınan bir numune, nadir bulunan B. pseudomallei bakterisi için pozitif sonuç verdi.

Söz konusu sprey, Better Homes & Gardens tarafından üretilen "Lavanta ve Papatya Esansiyel Yağı İnfüzyonlu Aromaterapi Değerli Taşlı Oda Spreyi"ydi. Aromaterapi spreyi Hindistan'da üretilmekteydi ve bu da patojenin ABD'ye nasıl ulaştığını açıklayabilir. Ayrıca, dört hastayı hasta eden bakterilerin genetik izi, Güney Asya'da sıklıkla bulunan bakteri suşlarınınkine benzemekteydi. CDC hala diğer üç enfeksiyonun kaynağını araştırıyor, ancak özellikle bu üç hastanın da bu veya benzeri ürünleri kullanıp kullanmadığını bulmaya çalışıyor.

ABD Tüketici Güvenliği Ürünleri Tüketimleri'ne göre, Better Homes & Gardens spreyinin 3.900 şişesinin tamamı Walmart'tan geri çağrıldı ve ürünü satın alan müşterilere 20 dolarlık bir hediye kartı verilecek. Aromaterapi oda spreyi, Şubat 2021'den Ekim 2021'e kadar ülke çapında ve çevrimiçi olarak yaklaşık 55 Walmart mağazasında, yaklaşık 4 dolara satılmaktaydı.

CDC, bu aromaterapi spreyini evlerinde bulunduran kişilere derhal kullanmayı bırakmalarını söyledi. Ayrıca nasıl imha edileceğine dair talimatlar da yayınladı. Normal çöp kutusuna atılmamaları, bunun yerine, şişelerin şeffaf fermuarlı torbalarda iki kez poşetlenmesi ve küçük bir karton kutuya koyulması gerekiyor. Daha sonra bu kutu bir Walmart mağazasına iade edilmeli. Sprey ile temas eden tüm yüzeylerin seyreltilmemiş bir dezenfektan temizleyici ile temizlenmesi ve kumaşları sıcak bir kurutucuda tamamen kurutarak yıkanması da tavsiye ediliyor.

Son olarak, son 21 gün içinde ürünü kullanan ve olağandışı semptomlar yaşamaya başlayan kişilerin, tıbbi yardım alması ve doktorlarına spreyi kullandıklarını söylemeleri de CDC tavsiyelerin arasında yer alıyor...



24 Ekim 2021 Pazar

Dünyanın en uzun COVID-19 vakası

Daha önce kanserden kurtulan bir kadın, şimdiye kadar belgelenmiş en uzun enfeksiyon vakası ile, rekor sayılabilecek bir şekilde 335 gün boyunca COVID-19 ile savaştı.

47 yaşındaki kadın ilk olarak 2020 baharında Maryland, Bethesda'daki Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) kampüsünde hastaneye kaldırıldı. Science News'in belirttiğine göre, bir yıldan sadece bir ay daha kısa bir süre sonrasında hala virüs için pozitif test veriyordu. Vaka, henüz hakem incelemesinden geçmemiş bir şekilde MedRxiv'de bir ön baskı olarak yayınlandı.

Üç yıl önce lenfomadan kurtulmasının ardından tedavisi onu çok az sayıda B hücresiyle (antikor üreten bağışıklık hücreleriyle) bırakmıştı ve bu yüzden ağır, uzun süreli bir enfeksiyona karşı daha duyarlıydı. Sadece bu yılın Nisan ayında hastanın semptomları hafiflemeye başladı ve COVID-19 için negatif test verebildi. İnsanların semptomlarını kendi kendilerine bildirmeleri için tasarlanmış bir uygulama olan ZOE COVID Semptom İzleyici'ye göre, insanların çoğu ortalama 10 veya 11 gün sonra semptomlardan kurtuluyor. İnsanların sadece yüzde 5 ila 10'u birkaç hafta veya ay boyunca daha uzun süren semptomlara sahip olmaya devam ediyor.

Hastayı tedavi eden (NIH) bulaşıcı hastalık uzmanı Dr. Veronique Nussenblatt, Science News'e verdiği demeçte, "Bir yıldır enfeksiyonu devam eden bir hasta hiç görmemiştim. Bu gerçekten uzun bir zaman" dedi.

Nussenblatt ve meslektaşları başlangıçta devam eden pozitif COVID-19 testlerinin, enfeksiyon temizlendikten sonra vücutta kalan zararsız viral fragmanların sonucu olduğuna inanıyorlardı. Bununla birlikte, daha önce çok düşük olan viral yükü bu Mart ayında tekrar yükseldiğinde, doktorlar bazı sorularına cevap vermeyi umarak genomunu sıralamaya karar verdiler. Bu, vücudunun temizleyemediği uzun süreli enfeksiyonla aynı mıydı? Yoksa virüsün başka bir türüyle yeniden enfekte mi olmuştu?

Sonuçlar, hastanın sistemindeki koronavirüsün on ay önce taşıdığına çok benzer olduğunu gösterdi. SARS-CoV-2'nin ilk varyantlarından biri olan bu virüs artık toplumda bulunmuyor. NIH'de moleküler virolog ve çalışmanın yazarı olan Dr. Elodie Ghedin, Science News'e açıkça "aynı virüstü" dedi.

Araştırma ayrıca, virüsün hastanın zayıflamış bağışıklık sistemiyle savaşırken nasıl evrimleştiğini açıklayabilecek iki genetik delesyonu da ortaya çıkardı. Birincisi, virüsün hücrelere girmek için kullandığı spike proteininin mutasyonuydu. Ekibin söylediğine göre daha ilginç olan ikinci delesyon, spike protein dizisinin hemen dışındaydı ve çok daha büyüktü.

Bu tür mutasyonlar, virüsün bağışıklık tepkilerimizden kaçmasına ve bizi hasta etmeye devam etmesine izin vererek yeni varyantlara yol açıyor. Mevcut çalışmada açıklandığı gibi, bağışıklığı baskılanmış bireylerdeki kronik enfeksiyonlar, virüsün sürekli olarak geliştiği kısmi bir bağışıklık tepkisi ile karşılanan tekrarlayan viral replikasyon turlarını kolaylaştırarak bunu sürdürmeye yardımcı olabilir. Örneğin alfa varyantı, ilk olarak bağışıklığı baskılanmış bir bireyde ortaya çıkmış olabilir. Bu nedenle, bağışıklığı baskılanmış kişilerin enfekte olmasını önlemek, virüsün yeni bir varyanta dönüşme şansını sınırlamak ve elbette sağlıklarını korumak için çok önemli.

Neyse ki, bu hikayede, geç de olsa mutlu sona ulaşıldı. Birden fazla negatif testten sonra Nussenblatt, enfeksiyonun nihayet bittiğini açıkladı...



23 Ekim 2021 Cumartesi

10 dakikada 1.5 litre kolanın sonu!

Doktorlarının Hepatoloji ve Gastroenteroloji Klinikleri ve Araştırmaları'nda bir raporda yazdığına göre, Çin'de bir adam on dakika içinde 1.5 litrelik kola şişesini bitirmesi sonucunda hayatını kaybetti.

Herhangi bir hastalığı olmadığı düşünülen 22 yaşındaki genç, dört saat boyunca devam eden akut üst karın ağrıları ve şişlikleri şikayeti ile Pekin Chaoyang Hastanesi'nin acil servisine gitti. Muayenede, kalp atış hızı dakikada 130 olarak ölçüldü. Ayrıca düşük kan basıncı ve dakikada sadece 32 kez nefes alma gibi sorunları bulunuyordu.

Bir CT taraması, portal damarında gaz birikmesi, ciddi gastrointestinal sorunları gösteren "huysuz bir radyolojik işaret" ve bağırsak duvarında gaz kistleri olduğunu gösterdi. Ayrıca taramada, mide-bağırsak yolu, safra kesesi, pankreas ve dalaktan karaciğere kan taşıyan portal damarındaki gaz birikmesi nedeniyle karaciğerinin yeterli kan ve oksijen almadığını görüldü.

Sorgulama üzerine genç adam, altı saat önce, yani semptomlarının başlamasından kısa bir süre önce sıcak hava nedeniyle 1,5 litrelik kola şişesinin tamamını tükettiğini söyledi. Ekip, adamın bağırsaklarındaki baskıyı hafifletmeye ve iltihaplanmasını tedavi etmeye, ona sıvı vermeye çalıştı. Ne yazık ki, bu çabalar onu kurtarmaya yetmedi. Karaciğerde oksijen eksikliği, daha da kötüleşen ciddi karaciğer hasarına neden oldu.

Ekip, raporlarında "Portal ven pnömatozisi, ölüm işareti olarak da bilinen nadir bir klinik belirtidir ve karın enfeksiyonu ve bağırsak hipertansiyonu olan hastalarda yaygın olarak görülebilir" yazdı. Rapor şu şekilde devam etti: "Bu durumda kısa sürede çok miktarda kola içmek önce bağırsak yolunda gaz birikmesine neden oldu. Daha sonra bağırsak basıncı aniden yükseldi; bu da yüksek basınçla sonuçlandı ve daha sonra portal vende gaz birikmesine neden oldu. Sonunda, hasta bu durumdan dolayı hayatını kaybetti."

Portal damarında gaz birikmesi bu tür sorunlara ve ölüme neden olabilse de, biyokimyacı Profesör Nathan Davies, muhtemelen altta yatan başka bir neden olduğuna inanıyor.

Daily Mail'e yaptığı açıklamada "Normal bir alkolsüz içeceğin 1,5 litre veya üç pintten biraz fazlasını içmenin ölümcül olma ihtimali çok, çok düşük, yani inanılmaz derecede olası değildir. Genellikle, bu tür bir duruma neden olan bakteriler bulunur. Normal gastrointestinal sistemden, bu durumda, ince bağırsağın astarında olmaması gereken bir yere giden yol" dedi. Ölümünün tek nedeni kola şişesi olsaydı, dünyada bu türden çok daha fazla ölüm göreceğimizi de sözlerine ekledi.

Davies, sözlerini şöyle tamamladı: "Çok miktarda gazlı içecek içmenin durumu kötüleştirmiş olması mümkün, ama sebebi sadece bu olmak zorunda değil. Ancak altta yatan bir durum olmadığında neler olabileceğini görmek çok zor."



22 Ekim 2021 Cuma

10 dakikada 1.5 litre kolanın sonu!

Doktorlarının Hepatoloji ve Gastroenteroloji Klinikleri ve Araştırmaları'nda bir raporda yazdığına göre, Çin'de bir adam on dakika içinde 1.5 litrelik kola şişesini bitirmesi sonucunda hayatını kaybetti.

Herhangi bir hastalığı olmadığı düşünülen 22 yaşındaki genç, dört saat boyunca devam eden akut üst karın ağrıları ve şişlikleri şikayeti ile Pekin Chaoyang Hastanesi'nin acil servisine gitti. Muayenede, kalp atış hızı dakikada 130 olarak ölçüldü. Ayrıca düşük kan basıncı ve dakikada sadece 32 kez nefes alma gibi sorunları bulunuyordu.

Bir CT taraması, portal damarında gaz birikmesi, ciddi gastrointestinal sorunları gösteren "huysuz bir radyolojik işaret" ve bağırsak duvarında gaz kistleri olduğunu gösterdi. Ayrıca taramada, mide-bağırsak yolu, safra kesesi, pankreas ve dalaktan karaciğere kan taşıyan portal damarındaki gaz birikmesi nedeniyle karaciğerinin yeterli kan ve oksijen almadığını görüldü.

Sorgulama üzerine genç adam, altı saat önce, yani semptomlarının başlamasından kısa bir süre önce sıcak hava nedeniyle 1,5 litrelik kola şişesinin tamamını tükettiğini söyledi. Ekip, adamın bağırsaklarındaki baskıyı hafifletmeye ve iltihaplanmasını tedavi etmeye, ona sıvı vermeye çalıştı. Ne yazık ki, bu çabalar onu kurtarmaya yetmedi. Karaciğerde oksijen eksikliği, daha da kötüleşen ciddi karaciğer hasarına neden oldu.

Ekip, raporlarında "Portal ven pnömatozisi, ölüm işareti olarak da bilinen nadir bir klinik belirtidir ve karın enfeksiyonu ve bağırsak hipertansiyonu olan hastalarda yaygın olarak görülebilir" yazdı. Rapor şu şekilde devam etti: "Bu durumda kısa sürede çok miktarda kola içmek önce bağırsak yolunda gaz birikmesine neden oldu. Daha sonra bağırsak basıncı aniden yükseldi; bu da yüksek basınçla sonuçlandı ve daha sonra portal vende gaz birikmesine neden oldu. Sonunda, hasta bu durumdan dolayı hayatını kaybetti."

Portal damarında gaz birikmesi bu tür sorunlara ve ölüme neden olabilse de, biyokimyacı Profesör Nathan Davies, muhtemelen altta yatan başka bir neden olduğuna inanıyor.

Daily Mail'e yaptığı açıklamada "Normal bir alkolsüz içeceğin 1,5 litre veya üç pintten biraz fazlasını içmenin ölümcül olma ihtimali çok, çok düşük, yani inanılmaz derecede olası değildir. Genellikle, bu tür bir duruma neden olan bakteriler bulunur. Normal gastrointestinal sistemden, bu durumda, ince bağırsağın astarında olmaması gereken bir yere giden yol" dedi. Ölümünün tek nedeni kola şişesi olsaydı, dünyada bu türden çok daha fazla ölüm göreceğimizi de sözlerine ekledi.

Davies, sözlerini şöyle tamamladı: "Çok miktarda gazlı içecek içmenin durumu kötüleştirmiş olması mümkün, ama sebebi sadece bu olmak zorunda değil. Ancak altta yatan bir durum olmadığında neler olabileceğini görmek çok zor."



21 Ekim 2021 Perşembe

Acı gerçek kesinleşti!

İklim değişikliği yaşandığı artık bir gerçek ve bilimsel araştırmaların ortak kararı, yükselen küresel sıcaklığın, fosil yakıtların pervasız kullanımıyla hızlanan, çevreye insan müdahalesinin doğrudan bir sonucu olduğu yönünde. Ancak pek çok kişi bu gerçeği kabul etmeye isteksiz görünüyor, değişimi Dünya'nın "doğal döngüsüne" bağlıyor veya değişimin yaşandığını tamamen inkar bile edebiliyor.

Ama çevreyle ilgili 88.125 hakemli bir araştırma üzerinde yapılan yeni bir inceleme, fikir birliğinin 2013'te bulunan yüzde 97'lik fikir birliğinden bile daha yüksek seviyeye ulaştığını gösteriyor. Artık, yayınlanan hakemli araştırmaların yüzde 99,9'u iklim değişikliğine insanların neden olduğu konusunda hemfikir.

Araştırmacılar bunun, hala (şaşırtıcı bir şekilde) iklim değişikliğini inkar eden birçok politikacı ve topluluk için yeterli kanıt olması gerektiğine inanıyor. Araştırma, Environmental Research Letters üzerinde yayınlandı.

Cornell Üniversitesi misafir araştırmacısı ve makalenin baş yazarı olan Mark Lynas, Alliance for Science'da yaptığı bir açıklamada "Şu anda fikir birliğinin yüzde 99'un üzerinde olduğundan ve insan kaynaklı iklim değişikliğinin gerçekliği hakkında herhangi bir anlamlı tartışma için yer kalmadığından neredeyse eminiz" diyor.

Ne yazık ki, pek çok kişinin hala ikna edilmeye ihtiyacı var. Yale Climate Communication'ın söylediğine göre, ABD'deki insanların yaklaşık yüzde 72'si küresel ısınmanın gerçekleştiğine inanıyor ve sadece yüzde 57'si bunun "çoğunlukla insan faaliyetlerinden kaynaklandığına" inanıyor. Daha da endişe verici bir şekilde, Amerikalıların yüzde 25'i bilim insanları arasında küresel ısınmanın olup olmadığı konusunda "çok fazla anlaşmazlık" olduğuna inanıyor ve bu da bilim insanlarının bulguları ile halkın bunlara ilişkin algısı arasında açık bir ayrım olduğunu gösteriyor.



20 Ekim 2021 Çarşamba

COVID-19'a doğuştan bağışıklık

Uluslararası uzmanlar tarafından hazırlanan yeni bir raporda, bazı insanların COVID-19'a karşı genetik dirence, başka bir deyişle doğuştan gelen bağışıklığa sahip olabileceğini ve virüse karşı mücadelede daha önce kullanılmayan bir kaynak olarak kullanılabileceğini belirtiliyor. HIV ve norovirüs de dahil olmak üzere diğer enfeksiyonlarda doğal direnç gösteren genler olduğu biliniyor ve bu keşif, COVID-19'u anlamak ve daha iyi tedaviler ve aşılar geliştirmek için bir yol açabilir.

Nature Immunology dergisinde yayınlanan araştırma, bir bireyin ciddi sonuçlara duyarlılığını etkileyebilecek faktörleri ve ayrıca doğuştan gelen dirence yol açabilecek faktörleri özetliyor. Ekip, ayrıca gelecekteki araştırmalar için ve bu araştırmanın nasıl yürütüleceğini detaylandıran kapsamlı bir strateji için çeşitli hedefler de sunuyor.

COVID-19 pandemisinin başlamasından bu yana geçen 22 ayda belirgin hale geldiği gibi, enfeksiyonlar asemptomatikten yaşamı tehdit edene kadar değişen derecelerde, kişiden kişiye değişkenlik gösteriyor. Bazıları hafif acı çekiyor, bazıları hastaneye kaldırılıyor ve bazıları enfeksiyondan sonraki aylar içinde de acı çekmeye devam ediyor. İkincil hastalık oranları bazı hanelerde yüzde 70'e ulaşabiliyor ve ailenin geri kalanı COVID-19 olsa da buna enfeksiyona direnen çok sayıda kişi olduğu da biliniyor. Ancak bu, kötü niyetli bir virüsün hedeflerini özenle seçmesinin sonucu değil. Bu yeni çalışmanın yazarları, belki de COVID-19'un klinik değişkenliğinin genetik faktörlerle açıklanabileceğini öne sürüyorlar.

Ekip, bu çalışmanın sonuçlarının yeni COVID terapilerinin geliştirilmesine yol açabileceğini umuyor ve  "Çalışmamız, SARS-CoV-2 enfeksiyonunu bloke eden akılcı yeni ilaçların geliştirilmesinin önünü açma potansiyeline sahip" diyor.   



15 Ekim 2021 Cuma

Apple, yine bir şeyler deniyor!

Wall Street Journal'ın haberine göre Apple, AirPod kulaklıklarının sağlık alanındaki kullanım seçeneklerini araştırıyor. Kulaklıklar, duyma desteği cihazları olarak kullanılmasının yanı sıra, hareket sensörlerini kullanarak duruş bozukluklarına karşı uyarı da verebilecek hale getirilebilir. Sızan belgelere göre, ateş ölçer olarak da kullanılabilecek termometre eklentili bir prototip hazırlandı bile.  

Apple bu konuda herhangi bir açıklama yapmamış olsa da, bu yeni özelliklerin 2022'de gelebileceği konuşuluyor. Ancak eğer Apple bu cihazları sağlık cihazları olarak da pazarlamayı düşünüyorsa, bu durumda sağlık bakanlığından gerekli izinleri almak zorunda. Bu konuda onay süreçlerinin de uzun ve zahmetli olduğunu da belirtmeden geçmemek gerekli. Örneğin Bose firması FDA onaylı kulaklıklarını piyasaya sürmek için epey bir beklemek zorunda kalmıştı.

Teknik açıdan baktığımızda da bu konuda bazı problemler olduğu gerçek. AirPods Pro'nun çalışma süresi müzik dinlerken 4,5 saat, sürekli konuşma için ise 3,5 saat. Tüm gün boyunca kulakta kalacak ve sürekli veri toplayacak hale getirilecekse, pil ömrünün kat be kat artırılması gerekiyor. Buna ek olarak, gün boyu kulakta kalacak bir kulaklığın kullanıcıyı rahatsız etmemesi için son derece konforlu olması gerekli. 



12 Ekim 2021 Salı

mRNA aşılarından iyi haber geldi

COVID-19'a karşı geliştirilen mRNA aşılarının gerçek bir tıbbi devrim oldukları kesin ve şu anda dünya çapında milyarlarca insan aşılanmış durumda. Birçok mRNA aşısı üzerinde COVID'den yıllar önce çalışılmaya başlanmış olmasına rağmen, salgının yarattığı acil durumla birlikte çalışmalar hızlandı. Sonunda da, şu an elimizde olan COVID-19 aşıları ortaya çıktı.

Ancak hiçbir tıbbi müdahale risksiz değil ve faydalarına rağmen yan etkiler de söz konusu olabiliyor. Bu yan etkilerin neler olabileceğinin incelenmesi gerekiyor. Klinik çalışmalardan bu yana, çoğu aşı ile ortak olan lokalize ağrıdan yorgunluğa ve hatta mide bulantısına kadar yan etkiler hakkında tartışmalar oldu. Daha ciddi ve hayatı tehdit eden yan etkiler konusunda ise JAMA'da yayınlanan yeni bir makale bazı önemli cevaplar veriyor. Ve bu sonuçların olumlu olduğunu söyleyebiliriz.

Hem Moderna hem de Pfizer/BioNTech mRNA COVID-19 aşıları, ciddi sağlık sorunlarına neden olmuyor gibi görünüyor. Araştırma, federal ve özel sigorta bilim insanları tarafından gerçekleştirildi ve 23 spesifik ciddi ve genellikle ölümcül koşulu incelediler. Bunların arasında kalp krizi, felç, apandisit, kan pıhtısı oluşumu, yüz felci ve Guillain-Barré sendromu bulunuyordu.

6,2 milyon kişiden aşılamadan sonraki ilk altı hafta boyunca veri toplandı. Ciddi sağlık sonuçlarının insidansı, ilk üç hafta ile son üç hafta arasında karşılaştırıldı. Sonuçta ise, toplumda görülen ciddi sağlık sorunlarının aşıdan kaynaklandığına dair hiçbir belirti bulunmadı. Ciddi sonuçların insidansı aşılamadan sonraki ilk 21 gün içinde aşılamadan sonraki 22 ila 42 gün arası ile karşılaştırıldığında önemli bir artış göstermiyor. Ekip ayrıca, onaylanmış anafilaksi vakalarının sayısının enjekte edilen aşının milyon dozu başına yaklaşık 5 olduğunu tahmin ediyor.

Bu çalışma, yan etkiler konusunda cesaret verici olsa da, kayda değer sınırlamalara da sahip. Ekip, önceki veriler üzerindeki istatistiksel analizin gücünün, tercih edilebilecek kadar iyi veya güçlü olmadığı konusunda açık sözlü davranıyor ve daha fazla verinin bu sınırlamayı çözeceğini belirtiyor. Bu çalışmada değerlendirilmeyen, önemli olabilecek belirli sağlık sonuçları olabilir veya ortaya çıkması çalışmanın altı haftasından daha uzun sürdüyse bazıları gözden kaçırılmış olabilir.

Bunun uzun vadeli etkilere ilişkin bir çalışma olmadığını ve araştırmacıların yalnızca ilgili kurumlardaki sağlık hizmeti doktorlarının dikkatine sunulan ve bir düzeyde toplumsal önyargı getiren etkileri tahmin edebileceğini belirtmekte de fayda var.

Araştırma, Aşı Güvenliği Veri Bağlantısının (VSD) bir parçası olarak Hastalık Kontrol Merkezi tarafından finanse edildi. 1990'da başlatılan girişim, büyük popülasyonlarda önemli aşı güvenliği soruları üzerine araştırmalar yürütüyor...



10 Ekim 2021 Pazar

Çocukları COVID'den 7 koruma yolu

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Servet Öztürk, okula başlayan çocuklar için koronavirüse karşı korunmada bilgilendirmelerde bulundu.

1. 12 yaş üzerindeki çocuklar aşılanmalı!

Hastalık bulaşının kırılması için tüm erişkinlerin ve 12 yaşın üzerindeki çocukların Covid-19 aşısı ile aşılanması gerekmektedir. Aşılar oldukça ucuz, güvenilir ve etkindir.

2. Çocuklara hijyen eğitimi verilmeli

Maske-mesafe ve el hijyeni konusunda çocuklara eğitim verilmeli. Özellikle kapalı alanlarda maskenin önemi belirtilmeli, fiziksel temas durumlarında ellerini alkol bazlı ürünlerle dezenfekte etmesi teşvik edilmelidir.

3. Farklı yaş grupları grup olarak kısıtlandırılmalıdır

Okulda veya okul dışı etkinliklerde farklı sınıf ve yaş gruplarının karıştırılması kısıtlanmalıdır.

4. Kalabalık gruplar olarak toplanmamalılar

Öğrencilerin sıraya girerken, sınıftan çıkarken kalabalık gruplar halinde veya yakınlarda toplanmamasını sağlayacak bir farkındalık yaratılmalıdır.

5. Okullar sık sık dezenfekte edilmeli

Sık dokunulan yüzeyleri temizlemek ve dezenfekte etmek hastalık riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Ortak kullanılan kapı kolları, musluklar, klavyeler özellikle riskli olup  kullanım sonrası bu yüzeyler ve eller dezenfekte edilmelidir.

6. Semptomları olan çocuklar okula gönderilmemeli

Hastalık semptomları olan veya Covid-19 hastası ile temas eden çocuklar okula gönderilmemeli. Covid-19 enfeksiyonu açısından tetkik edilmeli. Hastalık ekarte edildikten sonra okula gönderilmelidir. Çocuğunuzu her gün Covid-19 belirtileri açısından izlemeli aşağıdaki semptomlar varsa çocuk okula gönderilmemelidir.

Ateş Burun tıkanıklığı veya burun akıntısı Öksürük Boğaz ağrısı/Baş ağrısı/Kas ağrısı Nefes darlığı Mide bulantısı ya da kusma İshal İştahsızlık Tat veya koku kaybı

7.Okul formaları günlük yıkanmalı

Virüsün cansız yüzeylerde bir süre canlı kaldığı göz önüne alındığında; özellikle maske-mesafe-hijyen kurallarına uyum konusunda daha kısıtlı olan okul öncesi ve ilkokul öğrencilerinin okul formalarının günlük yıkanması ve banyo yapılması enfeksiyon bulaş riskini düşürebilir.  

Ancak unutulmamalıdır ki hastalık bulaşında günlük kıyafet değişimi ve banyo uygulaması;     el hijyeni-maske uygulaması-mesafe önlemlerinin yerini tutmamaktadır.



COVID-19 "şakası" pahalıya patladı

Teksaslı bir adam, sosyal medyada paylaştığı bir COVID-19 "şakası" nedeniyle hapse atıldı. Christopher Robbins olarak da bilinen Christopher Charles Perez, Facebook'ta yayınladığı bazı gönderiler nedeniyle 15 ay hapis cezası aldı. Bu gönderilerde, insanların bazı mağazaları ziyaret etmesini engellemek amacıyla, San Antonio bölgesindeki marketlerdeki ürünleri yalaması için COVID-19 bulaşmış birine ödeme yaptığını iddia etti.

Olayı inceledikten sonra, Federal Soruşturma Bürosu tehdidin inandırıcı olmadığını tespit etti. Perez, market ürünlerini yalaması için kimseye para ödememişti. Ancak bunu yaptığını iddia ederek, biyolojik silahlarla ilgili yanlış bilgi ve aldatmacaların yayılmasına karşı yasaları çiğnemiş oldu.

FBI San Antonio Bölgesi Sorumlu Özel Temsilcisi Christopher Combs yaptığı açıklamada, "COVID-19'u başkalarına karşı bir silah olarak kullanmakla tehdit edenler, tehdit bir aldatmaca olsa bile eylemlerinden sorumlu tutulmalıdır" dedi ve ekledi: "Perez'in eylemleri bilerek korku ve panik yaymak için tasarlanmıştı ve bugün verilen ceza bu suçun ciddiyetini gösteriyor."

Hapis cezasının yanı sıra, Perez'e aldatmaca için 1.000 dolar para cezası ödemesi de emredildi.

ABD'li Avukat Ashley C. Hoff ise, yaptığı açıklamada, "İnsanları tehlikeli hastalıkları yayma tehdidiyle korkutmaya çalışmak şakaya gelmez. Topluluğa zarar verme tehditlerini ciddiye alıyoruz ve yasalara göre tam kapsamlı olarak yanıt sorumlu tutulacak." diyor.

Garip bir şekilde, Perez, "marketteki ürünleri yalamak veya yalamakla tehdit etmek yasak" yasalarını çiğneyen ilk kişi değil. COVID-19 salgınından önce bile bu tür olayların örnekleri yaşanmıştı. Salgının ilk aşamalarında, Missouri'deki bir adam, bir Walmart'ta bir dizi öğeyi yalarken kendini filme almış ve videoyu kamuya açık bir şekilde yayınlamıştı. O da, "ikinci derecen terör tehdidi" suçlaması ile yargılanıyor.



5 Ekim 2021 Salı

En mutlu yıllarımız hangileri?

Hayatımızın en güzel yılları hangileri? Tek endişemizin sadece okul ödevlerimiz olduğu çocukluk dönemi mi; hafta sonlarını eğlenerek geçirdiğimiz 20'li yaşlarımızın başları mı; daha gelişmiş bir yaşam tarzı ve kendi paramızın olduğu 30'lu ve 40'lı yaşlarımız mı; hatta bizi gerçekten mutlu eden şeylere odaklanmaya başladığımız emeklilik dönemi mi?

Yeni ve büyük bir çalışma bu sorunun cevabını bulmaya çalıştı ve 50 yaşın üzerindeki yaşamlarına geri bakan bir katılımcı örneklemesine göre, cevap 30-34 yaşları arasında. Çalışma Springer Sosyal Göstergeler Araştırması'nda yayınlandı.

Tabii ki bu tamamen istatistiksel bir eğri ve 30-34 aralığı sadece zirve kısmını oluşturuyor. Katılımcının yaşı ve yaşadığı olayların arasındaki farklılıkların yanı sıra hangi ülkeden oldukları elbette sonucu büyük ölçüde etkiliyor. Örneğin Fransa, 20'li yaşların ortasından 80 yaşına kadar benzer bir mutluluk düzeyini sürdürüyor.

Veriler, 13 farklı ülkeden 17.000'den fazla kişiyi içeren SHARELIFE adlı retrospektif bir modülden alındı. Katılımcılar hayatlarının geçmiş dönemlerinin tarihsel bir incelemesini yaptılar ve diğer soruların yanı sıra hayatlarının en mutlu evresi hakkında sorular soruldu.

Ancak, tüm ülkeleri ve cinsiyeti hesaba kattığımızda, sonuçlar 30-34'te net bir zirve gösteriyor ve bu yılların çoğu insanın hayatının en mutlu yılları olduğunu gösteriyor. Bu noktadan itibaren bazı katılımcılar benzer bir mutluluk dönemini onlarca yıl sürdürüyor olsa da, bu çalışma yaşamın ilk yıllarında mutluluk algımızın geliştiğini gösteriyor. Kişisel ve aile hayatındaki değişiklikler, 20'li yaşlarımızda keskin bir yükseliş trendi ile sonuçlanıyor ve sonraki yıllarda doruğa ulaşana kadar (bazı durumlarda bu nokta plato olarak sürüyor) refahımızı iyileştiriyor.

Yazarlar, bu sonuçların, yaşlı insanların yaşamlarının geçmiş dönemlerini hatırlama yeteneklerinden büyük ölçüde etkilendiğini belirtiyorlar. Katılımcıların o dönemleri doğru bir şekilde hatırlayıp hatırlamadıklarını veya bugünün yaşam koşullarıyla hayatlarının o döneminin nasıl olacağını hayal edip etmedikleri konusunda kesin bir şey söylemek pek mümkün değil.

İlginç bir şekilde, araştırmacılar bu sonuçların "sürerken tadını çıkarın" zihniyetimizi geliştirmenin ötesine geçtiğine inanıyorlar. Bu sonuçlar politikayı etkileyebilir. Yaşlı insanların, emeklilik ve sağlık hizmetlerinin gündemlerinin üst sıralarında yer aldığı, içinde bulundukları yaşam aşamasını doğrudan etkileyen politikalara oy verme olasılıkları daha yüksek ve gençlere yönelik politikalara oy verme olasılıkları daha düşük. Bu, yaşlandıkça algılanan mutluluk azalmasından kaynaklanıyor olabilir.

Ne olursa olsun, anketin ana sonucu, mutluluğun hayatın orta evrelerinde doruğa ulaştığı...



2 Ekim 2021 Cumartesi

COVID-19'dan kurtulmak kolay değil!

COVID-19'un uzun vadeli etkileri ile ilgili şimdiye kadar yapılmış en büyük çalışmalardan biri, virüs testi pozitif çıkan kişilerin üçte birinden fazlasının, üç ila altı ay boyunca en az bir semptomu olduğunu ortaya koyuyor. Semptomlar, ciddi Grip nöbetlerinden bile iyileşen insanlara göre yüzde 50 daha yaygın.

Neredeyse pandemi başladığından beri hayatta kalan, ancak beklenmedik bir şekilde kalıcı etkilere maruz kalan insanlarla ilgili anekdot raporları ortaya çıktı. Bu açıklamalar, yalnızca hastaneye kaldırılması gereken kişilerden değil, yaşamları hiçbir zaman tehlikede görünmeyen ve bazı durumlarda o kadar da hasta olmayan insanlardan geldi.

Zamanla bilimsel çalışmalara ilerledik, ancak bunların çoğu ya küçük ya da kendi kendini seçen örneklerdi. Şimdi PLOS Medicine'deki bir makale çok daha titiz bir araştırma sunuyor. Ne yazık ki bu araştırmanın sonucu, rahatsız edici.

Oxford Üniversitesi'nden Dr. Max Taquet ve ortak yazarlar, 273.618 Amerikan COVID-19 mağdurunun anonimleştirilmiş elektronik sağlık kayıtlarına baktılar. Bunların yüzde 57'si enfeksiyondan sonraki altı ay içinde Uzun COVID ile ilişkili bir veya daha fazla semptom bildirdi. COVID'li kişilerin yarısından fazlasının anında iyileşmemesi şaşırtıcı değil, ancak yazarlar pozitif testten sonraki üç ila altı aylık dönem için yalnızca sağlık kayıtlarına odaklandıklarında, yüzde 36,6'sının en az bir semptom bildirdiğini buldular.

Yazarların araştırdığı tüm semptomların SARS CoV-2 enfeksiyonundan başka nedenleri olabilir. Gerçekten de en yaygın olan Anksiyete veya Depresyon (yüzde 15), virüse kişisel olarak yakalanmak yerine dünyanın durumunu kolayca yansıtabilir.

Bununla birlikte, diğer olağandışı yaygın semptomlar arasında anormal solunum (yüzde 8) ve göğüs/boğaz ağrısı (yüzde 6) bulunuyor. Genel olarak semptomlar, hastalığa hiç yakalanmayanlara göre yüzde 44-104 daha yüksek.

İlk bakışta, çalışmada bildirilen yorgunluk (yüzde 6) ve baş ağrısı (yüzde 5) oranları düşük görünüyor, ancak bunların sağlık kayıtlarına girecek kadar şiddetli vakalar olduklarını unutmamak lazım.

Dr. Taquet yaptığı açıklamada, "Sonuçlar, her yaştan insanın önemli bir bölümünün COVID-19 enfeksiyonundan sonraki altı ay içinde bir dizi semptom ve zorluktan etkilenebileceğini doğrulamaktadır" dedi ve ekledi: "Bu veriler, öz bildirim anketlerinden elde edilen bulguları tamamlıyor ve klinisyenlerin bu semptomları olan hastalara teşhis koyduğunu gösteriyor. Mevcut ve gelecekteki klinik ihtiyaçla başa çıkmak için uygun şekilde yapılandırılmış hizmetlere ihtiyacımız var."

Tahmin edilebileceği gibi, daha şiddetli hastalığa maruz kalan kişilerin kalıcı semptomlar yaşama olasılığı daha yüksekti, ancak Taquet ve ortak yazarların bulduğu fark, beklendiği kadar keskin değil. Nispeten etkilenmeden hastalığı geçiren insanlar bile aylar sonra hastanede yatanlardan daha hasta olabilir.

Kaçınılmaz olarak yaş, önemli bir risk faktörü olarak öne çıkıyor. Ayrıca kadınlara Uzun COVID semptomları teşhisi konma olasılığı erkeklerden biraz daha fazlaydı, ancak makale aynı zamanda cinsiyet ve yaşa göre semptom sıklığında farklılıklar buluyor. Özellikle yaşlı erkekler daha sık nefes alma güçlüğü ve "beyin sisi" rapor ederken, genç kadınların baş ağrısı ve kaygı yaşama olasılığı daha yüksek gözüküyor.

Belki de en rahatsız edici bulgu, Uzun COVID hastalarının yüzde 40'ının, iyileşme döneminde bildirmedikleri semptomları üç aylık dönemin ardından yaşaması oldu.

Kıdemli yazar Profesör Paul Harrison, "Herkesin COVID-19'dan neden hızlı ve tam olarak iyileşmediğini anlamak için farklı türden araştırmalara acilen ihtiyaç var" dedi.



29 Eylül 2021 Çarşamba

Hava kirliliğinin en acı etkisi

Yeni ve büyük bir küresel araştırmaya göre, hava kirliliği yalnızca 2019 yılında dünya çapında yaklaşık altı milyon erken doğuma ve neredeyse üç milyon düşük kilolu bebeğin doğmasına neden oldu.

Artan kanıtlar, hamilelik sırasında kurum ve kül gibi havadaki küçük kirletici partiküller olan PM2.5'e maruz kalmanın, bebeklerin çok küçük veya çok erken doğma riskinin artmasıyla sıkı bir bağlantısı olduğunu gösteriyor. Ayrıca, erken doğum komplikasyonlarının dünya çapında 5 yaşın altındaki çocuklar arasında önde gelen ölüm nedeni olduğu ve birçok hastalık riskini önemli ölçüde artırdığı biliniyor. Risk, özellikle 32. hafta veya öncesinde (2 ay erken) doğan bebeklerin yaklaşık yarısının öldüğü düşük gelirli ortamlarda yüksek.

PLOS Medicine dergisinde bildirildiği üzere, UC San Francisco ve Washington Üniversitesi'ndeki bilim insanları, hava kirliliğinin 2019'da doğum ve çocuk ölümlerini nasıl etkilediğine dair küresel bir anlık görüntü elde etmeye çalıştılar. Doğumdaki gebelik yaşı, doğum ağırlığındaki azalma, düşük doğum ağırlığı ve erken doğum dahil olmak üzere, dünya genelinde gebeliğin birkaç temel göstergeyi içeren mevcut çok miktarda veriyi kullanarak bir meta-analiz gerçekleştirdiler.

Gelişmekte olan ülkelerde çok fazla etki görüldü. Bulgular, Güneydoğu Asya ve Sahra altı Afrika'da hava kirliliği en aza indirilirse, küresel erken doğum ve düşük doğum ağırlığı insidansının neredeyse yüzde 78 azaltılabileceğini gösteriyor. Ancak dünyanın gelişmiş bölgelerinde de etkisi hissediliyor. Araştırmacılar, 2019'da ABD'de dış hava kirliliği ile bağlantılı olabilecek yaklaşık 12.000 erken doğum olduğunu tahmin ediyor.

Doğum üzerindeki zararlı etkilerin üçte ikiye kadar çıkan bir kısmı, gelişmekte olan ülkelerde çoğunlukla ev içinde yanan kömür, gübre ve odundan kaynaklanan kapalı hava kirliliği ile bağlantılıydı. Geri kalan üçte biri ise motorlu taşıtlardan, fosil yakıtların yakılmasından ve endüstriden kaynaklanan yanma süreçlerinden kaynaklanan dış ortam kirliliği ile ilgili.

Bu yeni raporu hazırlayan araştırmacılar, Küresel Hava Durumu raporunda da görev alıyor. Bu yıllık rapor, 2020 yılında hava kirliliğinin hamilelik ve doğumu nasıl etkilediğini yakından inceledi ve hava kirliliğinin 2019'da 476.000 bebeğin ölümüne katkıda bulunduğu sonucuna vardı.

Bilim insanları, hava kirliliğinin neden erken doğumlarla yakından ilişkili göründüğünü kesin olarak açıklamadılar. Genel olarak konuşursak, hava kirliliğinin kanda toksik kimyasallara yol açabileceği ve fetüsü çevreleyen plasentayı zayıflatabilecek ve erken doğuma yol açabilecek bağışıklık sistemini strese sokabileceği bilinmekte. Çalışmalar ayrıca kurum parçacıklarının plasentanın fetal kısmına girebileceğini ve bunun da muhtemelen enflamatuar tepkilere neden olabileceğini ve DNA ile reaksiyona girebileceğini gösteriyor.

Nedeni ne olursa olsun, araştırmacılar çözümün çok açık olduğunu savunuyorlar. UCSF Küresel Sağlık Bilimleri Enstitüsü'nden araştırmanın başyazarı ve halk sağlığı uzmanı Dr Rakesh Ghosh, yaptığı açıklamada "Hava kirliliğine atfedilebilen yük çok büyük, ancak yeterli çabayla büyük ölçüde hafifletilebilir" diyor.

Ghosh sözlerini şöyle tamamlıyor: "Bu yeni, küresel ve daha titizlikle oluşturulmuş kanıtlarla, hava kirliliği artık sadece kronik yetişkin hastalıklarının değil, bebek morbidite ve mortalitesinin ana itici gücü olarak görülmelidir."



24 Eylül 2021 Cuma

Aşı karşıtı lidere COVID-19 şoku

Brezilya'nın sağ görüşlü başkanı Jair Bolsonaro, geçtiğimiz Pazar gecesi BM Genel Kurulu önünde New York'ta bir kaldırımda pizza yerken görüntülendi. NYC'nin hareketli sokaklarında bir dolarlık pizza diliminin tadını çıkarmak, Big Apple'ı ziyaret eden herkes için olmazsa olmaz bir deneyim olarak kabul edilebilir, ancak Brezilyalı liderinin bu anısı kendi seçimi değil gibi görünüyor.

Tam bir aşı karşıtı olarak bilinen Bolsonaro'ya COVID-19 aşısı yapılmadı ve New York City'deki restoranların, yemek yiyenlerin içeride yemek yemelerine izin vermeden önce aşı olduklarını doğrulamaları gerekiyor. Bir ülkenin başkanı da olsanız, restoranlar bu kurala sıkı sıkıya bağlı.

Brezilya'nın sekreterlik bakanı Luiz Eduardo Ramos, 19 Eylül'ün sonlarında Bolsonaro ve birkaç üst düzey yardımcının bir restoranın önünde pizza yerken çekilmiş bir fotoğrafıyla birlikte "New York'ta lüks bir akşam yemeği" tweetini gönderdi.

Fotoğrafta Brezilya Sağlık Bakanı Marcelo Queiroga da bir pizza dilimi yerken görülüyor. Fotoğraf çekildikten üç günden kısa bir süre sonra Queiroga'nın COVID-19 testi pozitif çıktı ve 14 gün boyunca New York'ta karantinaya alındığı açıklandı.

Jantar de luxo em NYC. @jairbolsonaro @gilsonmachadont @mqueiroga2 @andersongtorres pic.twitter.com/SVQuFZXHGY

— Ministro Luiz Ramos (@MinLuizRamos) September 20, 2021

Bolsonaro, virüs tehdidini tekrar tekrar küçümsemenin yanı sıra, COVID-19 aşılarının güvenliği hakkında yanlış bilgi ve korku yaymakla suçlanıyor. Aralık 2020'de Pfizer aşısı hakkında konuşurken şunları söylemişti: "Pfizer sözleşmesinde çok açık: 'herhangi bir yan etkiden sorumlu değiliz.' Timsah olursan senin sorunun, insanüstü olursan, bir kadın sakal bırakmaya başlasa ya da bir erkek efemine bir sesle konuşmaya başlasa, bununla hiçbir ilgileri olmaz."

Ayrıca televizyonda yapılan konuşmalarda aşı olmamakla da övünüyordu. Kasım 2020'de söylediği üzere: "Size söylüyorum, [COVID aşısını] olmayacağım. Bu benim hakkım.. Daha sonra ise, aşı olmama kararının özverili bir liderlik eylemi olduğunu öne sürerek şunları iddia etmişti: "Son Brezilyalı aşılandıktan sonra - ve eğer aşı kaldıysa - aşı olup olmayacağına ben karar vereceğim. Bu, bir liderin vermesi gereken örnektir, tıpkı komutanın en son sırada olduğu kışlalarda olduğu gibi."

New York restoranları Bolsonaro için kuralları esnetmeye istekli olmayabilir, ancak BM Genel Kurulu dünya liderleri için daha rahat bir yaklaşım benimsedi. Washington Post'un belirttiğine göre, bir dizi tartışmadan sonra BM, Genel Kurul Salonuna giren herkesin bir "onur sistemi" kapsamında tam olarak aşılanmasını istedi. Brezilya Devlet Başkanı Salı günü salonda bir konuşma yaptığı için, bu yazılı olmayan davranış kurallarını çiğnemiş görünüyor.



Aşı karşıtı lidere COVID-19 şoku

Brezilya'nın sağ görüşlü başkanı Jair Bolsonaro, geçtiğimiz Pazar gecesi BM Genel Kurulu önünde New York'ta bir kaldırımda pizza yerken görüntülendi. NYC'nin hareketli sokaklarında bir dolarlık pizza diliminin tadını çıkarmak, Big Apple'ı ziyaret eden herkes için olmazsa olmaz bir deneyim olarak kabul edilebilir, ancak Brezilyalı liderinin bu anısı kendi seçimi değil gibi görünüyor.

Tam bir aşı karşıtı olarak bilinen Bolsonaro'ya COVID-19 aşısı yapılmadı ve New York City'deki restoranların, yemek yiyenlerin içeride yemek yemelerine izin vermeden önce aşı olduklarını doğrulamaları gerekiyor. Bir ülkenin başkanı da olsanız, restoranlar bu kurala sıkı sıkıya bağlı.

Brezilya'nın sekreterlik bakanı Luiz Eduardo Ramos, 19 Eylül'ün sonlarında Bolsonaro ve birkaç üst düzey yardımcının bir restoranın önünde pizza yerken çekilmiş bir fotoğrafıyla birlikte "New York'ta lüks bir akşam yemeği" tweetini gönderdi.

Fotoğrafta Brezilya Sağlık Bakanı Marcelo Queiroga da bir pizza dilimi yerken görülüyor. Fotoğraf çekildikten üç günden kısa bir süre sonra Queiroga'nın COVID-19 testi pozitif çıktı ve 14 gün boyunca New York'ta karantinaya alındığı açıklandı.

Jantar de luxo em NYC. @jairbolsonaro @gilsonmachadont @mqueiroga2 @andersongtorres pic.twitter.com/SVQuFZXHGY

— Ministro Luiz Ramos (@MinLuizRamos) September 20, 2021

Bolsonaro, virüs tehdidini tekrar tekrar küçümsemenin yanı sıra, COVID-19 aşılarının güvenliği hakkında yanlış bilgi ve korku yaymakla suçlanıyor. Aralık 2020'de Pfizer aşısı hakkında konuşurken şunları söylemişti: "Pfizer sözleşmesinde çok açık: 'herhangi bir yan etkiden sorumlu değiliz.' Timsah olursan senin sorunun, insanüstü olursan, bir kadın sakal bırakmaya başlasa ya da bir erkek efemine bir sesle konuşmaya başlasa, bununla hiçbir ilgileri olmaz."

Ayrıca televizyonda yapılan konuşmalarda aşı olmamakla da övünüyordu. Kasım 2020'de söylediği üzere: "Size söylüyorum, [COVID aşısını] olmayacağım. Bu benim hakkım.. Daha sonra ise, aşı olmama kararının özverili bir liderlik eylemi olduğunu öne sürerek şunları iddia etmişti: "Son Brezilyalı aşılandıktan sonra - ve eğer aşı kaldıysa - aşı olup olmayacağına ben karar vereceğim. Bu, bir liderin vermesi gereken örnektir, tıpkı komutanın en son sırada olduğu kışlalarda olduğu gibi."

New York restoranları Bolsonaro için kuralları esnetmeye istekli olmayabilir, ancak BM Genel Kurulu dünya liderleri için daha rahat bir yaklaşım benimsedi. Washington Post'un belirttiğine göre, bir dizi tartışmadan sonra BM, Genel Kurul Salonuna giren herkesin bir "onur sistemi" kapsamında tam olarak aşılanmasını istedi. Brezilya Devlet Başkanı Salı günü salonda bir konuşma yaptığı için, bu yazılı olmayan davranış kurallarını çiğnemiş görünüyor.



22 Eylül 2021 Çarşamba

Apple, stres ve depresyonun peşinde

Apple'ın stres, depresyon, kaygı ve bilişsel gerilemeyi tespit etmesine yardımcı olacak teknolojiler içeren bir dizi yeni proje üzerinde çalıştığı ortaya çıktı. Wall Street Journal'ın haberine göre Apple, biyometrik kullanıcı verilerini kullanarak bu tür zihinsel sağlık sorunlarının güvenilir bir şekilde tespit edilmesine ve teşhis edilmesine yardımcı olacak algoritmalar tasarlamaya çalışıyor.

Projeler, California Üniversitesi, Los Angeles (UCLA) ve biyoteknoloji firması Biogen ile ortaklaşa yürütülüyor. Apple'ın bu kurumların ilki ile stres, depresyon ve kaygıyı tespit edecek bir algoritma üzerinde çalıştığı ve projenin kod adının "Seabreeze" olduğu iddia ediliyor. Biogen ile yapılan projenin kod adının ise "Pi" olduğu iddia ediliyor ve bu projede teknoloji devi hafif bilişsel bozukluk üzerinde çalışıyor.

Görünüşe göre yeni algoritma, kullanıcıların yüz ifadelerini, konuşma biçimlerini, yürüyüşlerinin sıklığını ve hızını, uyku düzenlerini ve son olarak kalp atışlarını ve solunum hızlarını analiz ederek bu tür teşhis kararları alacak. Ayrıca teknoloji, yazım hatalarının sıklığını ve kullanıcıların yazdığı metin türlerini ve belki daha fazlasını da inceliyor.

Söylenilene göre veri gizliliğiyle ilgili endişelerden kaçınmak için, Apple'ın sunucularına verilerin hiçbir analizi gönderilmeyecek ve her şeyin kullanıcıların cihazlarında yapılacak.

Tüm bu özellikleri, geleceğin Apple Watch modellerinde ve yeni iPhone'larda görmeyi bekleyebiliriz. Ama bunun ne zaman olacağını kestirmek şu an için oldukça güç görünüyor.



18 Eylül 2021 Cumartesi

500 kişiden biri COVID-19'dan ölmüş

Koronavirüs dünyayı sarsmaya devam ediyor... COVID-19'un farklı varyantlarla beraber tüm dünyada etkisini artırması bir yana, en ağır kayıpların göründüğü ülkelerden ABD'de rakamlar korkutucu boyuta ulaşmış durumda.

Açıklanan rapora göre COVID-19'un başlamasından bu yana ABD'de, yaklaşık 500 kişiden 1'i pandemi sebebiyle hayatını kaybetti.

Johns Hopkins Üniversitesi'nden alınan verilere göre, ABD'de en az 663.929 kişi COVID-19'dan hayatını kaybetmiş. (ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri,  14 Eylül itibariyle ABD'de 660.380 COVID-19 ölümü bildirmişti.) Amerika Birleşik Devletleri Sayım Bürosu'na göre ise ABD nüfusu şu an 332.742.545.

Washington Post gazetesi daha önce, pandeminin Delta gibi bulaşıcı yeni varyantlarının oluşmaya ve yayılmaya devam ettiği, ülkenin önemli bir bölümünün de Koronavirüse karşı bağışıklığı olmadığı için bu varyantlara yakalanmasının kaçınılmaz olabileceğini bildirmişti. Şu an ABD nüfusunun %54'ü tam olarak aşılanmış durumda. Fakat nüfusun neredeyse yarısı halen aşısız ve tehlikeye açık durumda.