uzay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uzay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2021 Çarşamba

Uzay sinyalinin gizemi çözüldü!

Bir süre önce Proxima Centauri'den geldiği düşünülen bir sinyal bilim insanlarını fazlasıyla heyecanlandırmıştı. Ancak şimdi, bu sinyalin uzaydan değil, Dünya'dan gelen bir yankı olduğu anlaşıldı. Tekno-imzalar olarak da bilinen, Dünya dışı zeka tarafından yaratılan teknolojinin işaretlerini aramaya kendini adamış astronomlar, bunun bir başka sinyalin yanlış bir pozitif gibi göründüğünü söylüyor.

Breakthrough Listen ekibinden Sofia Sheikh, bir süredir inceledikleri bu sinyalle ilgili yaptığı açıklamada, "Kanıtlar, sinyalin özel kaynağını belirleyememiş olsak da, insan teknolojisinden kaynaklanan bir girişim olduğunu gösteriyor" dedi.  

Breakthrough Listen girişimi, dünya dışı zeka arayışını desteklemeye yardımcı oluyor ve 2020'de Avustralya'daki Parkes teleskopunu kullanan ekip üyeleri, teleskopu güneş sistemimizin ötesinde bilinen en yakın gezegen olan Proxima Centauri'ye doğrulttuklarında ilginç bir sinyal aldıklarını bildirmişti.  

Ancak, Listen'ın bilim ekibini yöneten Berkeley'deki California Üniversitesi'nden Andrew Siemion, Sheikh'in sinyalin daha derin bir analizini yaptıktan sonra, çok daha az yabancı görünmeye başladığını söylediğini belirtti. Siemion, "Analizimiz, bunun gerçekten Proxima Centauri'deki bir vericiden gelme olasılığının çok düşük olduğunu gösteriyor. Ancak bu, şüphesiz bugüne kadar gördüğümüz en ilgi çekici sinyallerden biriydi" diyor.

Sonuç olarak, on yıllarca süren araştırma neticesinde bulunan sinyalin Dünya dışı varlıklardan gelmediği anlaşıldı. Breakthrough Initiatives İcra Direktörü Pete Worden, bu gelişmenin yanlış pozitifleri filtreleme sürecinde daha fazla ince ayar yapılmasına yardımcı olduğunu belirtti: "Her ne kadar gerçek bir tekno imza bulamamış olsak da, bu tür imzaları tespit etmek ve doğrulamak için gerekli araçlara sahip olduğumuzdan giderek daha fazla emin olmamızı sağladı."



Uzay sinyalinin gizemi çözüldü!

Bir süre önce Proxima Centauri'den geldiği düşünülen bir sinyal bilim insanlarını fazlasıyla heyecanlandırmıştı. Ancak şimdi, bu sinyalin uzaydan değil, Dünya'dan gelen bir yankı olduğu anlaşıldı. Tekno-imzalar olarak da bilinen, Dünya dışı zeka tarafından yaratılan teknolojinin işaretlerini aramaya kendini adamış astronomlar, bunun bir başka sinyalin yanlış bir pozitif gibi göründüğünü söylüyor.

Breakthrough Listen ekibinden Sofia Sheikh, bir süredir inceledikleri bu sinyalle ilgili yaptığı açıklamada, "Kanıtlar, sinyalin özel kaynağını belirleyememiş olsak da, insan teknolojisinden kaynaklanan bir girişim olduğunu gösteriyor" dedi.  

Breakthrough Listen girişimi, dünya dışı zeka arayışını desteklemeye yardımcı oluyor ve 2020'de Avustralya'daki Parkes teleskopunu kullanan ekip üyeleri, teleskopu güneş sistemimizin ötesinde bilinen en yakın gezegen olan Proxima Centauri'ye doğrulttuklarında ilginç bir sinyal aldıklarını bildirmişti.  

Ancak, Listen'ın bilim ekibini yöneten Berkeley'deki California Üniversitesi'nden Andrew Siemion, Sheikh'in sinyalin daha derin bir analizini yaptıktan sonra, çok daha az yabancı görünmeye başladığını söylediğini belirtti. Siemion, "Analizimiz, bunun gerçekten Proxima Centauri'deki bir vericiden gelme olasılığının çok düşük olduğunu gösteriyor. Ancak bu, şüphesiz bugüne kadar gördüğümüz en ilgi çekici sinyallerden biriydi" diyor.

Sonuç olarak, on yıllarca süren araştırma neticesinde bulunan sinyalin Dünya dışı varlıklardan gelmediği anlaşıldı. Breakthrough Initiatives İcra Direktörü Pete Worden, bu gelişmenin yanlış pozitifleri filtreleme sürecinde daha fazla ince ayar yapılmasına yardımcı olduğunu belirtti: "Her ne kadar gerçek bir tekno imza bulamamış olsak da, bu tür imzaları tespit etmek ve doğrulamak için gerekli araçlara sahip olduğumuzdan giderek daha fazla emin olmamızı sağladı."



12 Ekim 2021 Salı

Uzayda "kuantumlu" yaşam arayışı

Kurumsal kuantum yazılım şirketi Zapata Computing, derin uzayda yaşam izlerini tespit etmek için bu konuda çalışmalar yapmakta olan İngiltere'deki Hull Üniversitesi ile ortaklık kurdu. Ortaklık, Zapata'nın kuantum iş akışı platformu Orquestra, son derece doğru astrofiziksel modellerin ve uygulamaların geliştirilmesine yardımcı olacak ve araştırmaları destekleyecek.

Hull Üniversitesi'nde Moleküler Fizik ve Astrokimya öğretim görevlisi Dr. David Benoit, "Kuantum bilgisayarlar henüz gelişmekte olan bir teknoloji olmasına ve henüz klasik donanımdan daha iyi performans göstermemesine rağmen, Zapata şu anda mevcut olan Gürültülü Orta Ölçekli Kuantum (NISQ) cihazlarından değerli bilgiler üretmeyi başardı" diyor.  

Model hassasiyetini artırmak 

Zapata'nın kuantum uzmanlığından yararlanacak olan araştırmacılar 2016'da MIT araştırmacıları tarafından hazırlanan ve yaşamın izlerine işaret ettiği düşünülen 14.000 molekülü araştırmak için kuantum modellerini kullanacak.

Hull Üniversitesi araştırmacıları, moleküler rotasyonların ve titreşimlerin yeni hesaplamalı modellerini kullanarak bu moleküllerin saptanabilir biyolojik imzalarının bir veritabanını oluşturmayı hedefliyor. Ancak, şu anda bu moleküllerin, yakın çevredeki yıldızlar tarafından üretilen kızılötesi radyasyona tepki olarak nasıl titreştiği ve döndüğü hakkında çok az şey biliniyor.

Araştırmacıların bu molekülleri tespit etmek için, kuantum hesaplamanın en iyilerinden biri olarak bilinen, son derece doğru hesaplamalara dayanan son derece hassas modeller oluşturmaları gerekiyor.

Zapata Computing CEO'su Christopher Savoie, "Dr.Benoit ve meslektaşları tarafından yapılan araştırma, evrendeki yerimizi yeniden tanımlama potansiyeline sahip ve Orquestra'nın destekleyici bir role sahip olacağını düşünüyoruz" diyor.



5 Ekim 2021 Salı

Merkür'ü hiç böyle görmediniz!

Avrupa ve Japon ortak uzay görevi BepiColombo, hedefi olan Merkür gezegenine yapacağı altı uçuşunun ilkini başarıyla tamamladı. 1 Ekim'de uzay aracı, gezegenin yüzeyinden sadece 199 kilometre uzaktaydı ve en küçük gezegenin şaşırtıcı derecede ayrıntılı görüntülerini çekti.

BepiColombo Uzay Aracı Operasyonları Müdürü Elsa Montagnon yaptığı açıklamada, "Uzay aracı açısından uçuş kusursuzdu ve sonunda hedef gezegenimizi görmek inanılmaz" dedi.

BepiColombo'nun izleme kameraları, altı yıldan fazla bir süre içinde Merkür'ün ilk yakın plan görüntülerini alarak, büyük çarpma kraterlerini ve uzay aracının bazı unsurlarını ortaya çıkardı. Gezegenin yörüngesinde dönen son keşif aracı olan NASA'nın MESSENGER'ı, 2015 yılında Merkür'ün yüzeyine saatte yaklaşık 14.000 kilometre hızıyla çarptığında ve gezegenin yüzeyinde kendi yeni kraterini yarattığında planlanan sona ulaşamamıştı. 

BepiColombo'nun SIMBIO-SYS görüntüleme sisteminin ortak araştırmacısı Valentina Galluzzi, "Merkür'ün bu neredeyse canlı resimlerini görmek inanılmaz bir duyguydu" dedi ve ekledi: "Araştırma kariyerimin ilk yıllarından beri üzerinde çalıştığım gezegenle tanışmak beni gerçekten mutlu etti ve gelecekte yeni Merkür görüntüleri üzerinde çalışmak için sabırsızlanıyorum."

Fotoğraflar, lavlarla dolup taşan Sihtu Planitia da dahil olmak üzere Merkür'ün kuzey yarımküresinin bir bölümünü gösteriyor. Calvino kraterinin etrafındaki pürüzsüz daha hafif alan olan Raduki ovaları da görülebiliyor. 166 kilometre genişliğindeki Lerminotov krateri, uçucu elementlerin uzaya kaçtığı Merkür'e özgü "oyuklar" olarak bilinen özellikleri içerdiği için diğerlerinden daha parlak görünüyor. BepiCollombo, oraya vardığında bunları daha ayrıntılı olarak inceleyecek.

ESA/BepiColombo/MTM, CC BY-SA 3.0 IGO

BepiColombo ayrıca Merkür'ün güney yarım küresinin bir kısmını yakaladı. En büyük krater olan 251 kilometre genişliğindeki Haydn kraterinin pürüzsüz zemini, bir zamanlar ovaların çoğunda olduğu gibi lavlarla dolu olduğunu gösteriyor. Yüzeyde, volkanik patlamalarla dışarı fırlayan malzeme olduğu düşünülen ve "faculae" olarak adlandırılan bazı parlak noktalar söz konusu. Bunlar MESSENGER tarafından da keşfedilmişti ve BepiColombo daha fazla bilgi toplayacak.

Merkür, büyük bir çarpışmadan sonra kütlesinin çoğunu kaybetmiş olabilir ve görev, bu senaryoyu doğrulamak veya çürütmek için kanıt sağlayabilir. Ayrıca bize volkanizma ve lav akıntıları hakkında daha fazla bilgi verecek.

BepiColombo'nun ana bilim görevi, Aralık 2025'te yörüngeye yerleştirilmesinden sonra 2026'nın başlarında başlayacak. İnanılmaz miktarda yakıt kullanmadan Merkür'ün yörüngesine girmek için yeterince yavaşlamak amacıyla toplamda dokuz gezegen uçuşu tamamlanacak. Dördü zaten çantada: biri Dünya'da, ikisi Venüs'te ve şimdi ilki Merkür'de. Bir sonraki 23 Haziran 2022'de olmak üzere beş Merkür uçuşu daha yapılacak...

ESA/BepiColombo/MTM, CC BY-SA 3.0 IGO

28 Eylül 2021 Salı

6 ölü galaksinin gizemi çözülemedi!

Erken evrendeki büyük galaksilerin yeni yıldızlar için bol miktarda 'yakıt' bıraktığını düşünüyor olsak da, yakın tarihli bir keşif, durumun her zaman böyle olmadığını gösteriyor. Hubble Uzay Teleskobu ve Atacama Büyük Milimetre/milimetre-altı Düzeni'ni (ALMA) kullanan gökbilimciler, olağandışı bir şekilde "ölü" olan altı erken galaksi (Big Bang'den yaklaşık 3 milyar yıl sonra) buldular. Yani, yıldız oluşumu için gerekli olan soğuk hidrojenleri tükenmişti. Baş araştırmacı Kate Whitaker'ın söylediğine göre bu, yıldız doğumları için en yoğun dönemdi, dolayısıyla bu hidrojenin kayboluşu gizemini koruyor.

Ekip, bu galaksileri, güçlü kütleçekimsel mercekleme sayesinde erken evrenden gelen ışığı bükmek ve büyütmek için galaksi kümelerini kullanarak buldu. Hubble geçmişte yıldızların nerede oluştuğunu tespit ederken, ALMA gerekli bileşenler mevcut olsaydı yıldızların nerede oluşacağını göstermek için soğuk tozu (hidrojen) tespit etti.

Galaksilerin o zamandan beri genişlediğine inanılıyor, ancak yıldız yaratımı yoluyla değil. Aksine, diğer küçük galaksiler ve gazlarla birleşme yoluyla büyüdüler. Bundan sonraki herhangi bir oluşumun oldukça sınırlı olduğu tahmin ediliyor.

Bulgular, Hubble ve ALMA'nın birleşik gücünün ve Hubble'ın kullanıma başlamasından on yıllar sonra bile yeteneklerinin ne kadar faydalı olduğunun bir kanıtı olarak karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda, bir dizi soruyu gündeme getirerek hem teknolojinin hem de insan anlayışının sınırlarının altını çiziyor. Whitaker, bilim insanlarının galaksilerin neden bu kadar çabuk öldüğünü veya yakıtlarının neden tükendiğini bilmediklerini de belirtti. Gaz ısıtıldı mı, dışarı mı atıldı yoksa sadece hızla mı tüketildi? 



17 Eylül 2021 Cuma

Dünyamızı bir de böyle görün

2021, Çin için uzayda geçen yoğun bir yıl oluyor. Mars'a keşif aracını indirmesinin ardından yeni tasarladığı uzay istasyonunun ana modülünü uzaya göndermesi ve akabinde astronotlarını da bu modüle göndermesi ile beraber önemli kilometre taşları koyan Çin, uzay fotoğrafları yayınlamaya da devam ediyor. Çin uzay istasyonundan gelen son fotoğraf ise nefes kesici.

Çin uzay istasyonunun çekirdek modülü Tianhe'den çekilen fotoğraflar, Dünyamızın Uzaydan nasıl büyüleyici göründüğüne bir kez daha ışık tutarken, çevresindeki sarı renkli hale oldukça ilgi çekici görünüyor. Fotoğraflar, Nie Haisheng, Liu Boming ve Tang Hongbo'nun Dünya'ya dönüş yolculuğu sırasında çekilmiş. Çekilen fotoğrafları hemen aşağıda görebilirsiniz.



14 Eylül 2021 Salı

Wozniak'tan büyük sürpriz

Apple'ın kurucu ortağı Steve Wozniak Twitter'da "diğerlerine benzemeyen bir uzay şirketi kuracağını" açıkladı. Adının Privateer Space olacağını söylediği uzay şirketi Wozniak'a göre, "uzayı tüm insanlık için güvenli ve erişilebilir hale getirmek" hedefi ile yola çıkıyor. Steve Wozniak aynı zamanda bir YouTube videosu da paylaştı. Şirketin diğer bir ortağı ise Ripcord'un kurucusu Alex Fielding.

Aşağıda izleyebileceğiniz tanıtım videosunda Wozniak "beraber çalışarak doğru ve iyi şeyler yapacağız, böylece gelecek nesillere daha iyi bir miras bırakacağız" diyor.  

Privateer SpacePrivateer SpacePrivateer Space is working to keep space safe and accessible to all humankind. Co-founded by Apple co-founder Steve Wozniak and Ripcord founder Alex Fielding, Privateer will be providing private audiences a glimpse into the companies future plans at AMOS Tech 2021 in September 2021 at the AMOS conference in Maui Hawaii. MB018YM6JVA8FPP

Henüz şirket hakkında pek bir şey paylaşılmadı. Privateer'in sitesinde sadece "Gökyüzü artık sınır değil" ve "Gizlilik modundayız" yazıyor. Bilindiği gibi diğer teknoloji şirketlerinin kurucuları da uzay girişimleri başlatmıştı. Amazon'un kurucusu Jeff Bezos'un Blue Origin'i ve Tesla'nın CEO'su Elon Musk'ın SpaceX firması en önde gelen iki örnek.




12 Eylül 2021 Pazar

"Bir sürü araba kazası gibi"

Şimdi emekli bir NASA astronotu olan Jack Fischer, dört yıl önce Uluslararası Uzay İstasyonu'ndan bir Rus Soyuz uzay aracıyla Dünya'ya geri dönmüştü. Fischer, Twitter'da deneyimlerini anlatıyor ve aslında bir astronotun hayatının ne kadar zor olduğunu gösteriyor.  

Bir hafta önce yayınladığı ve hemen aşağıda görebileceğiniz videoda Fischer, NASA astronotu Peggy Whitson ve Roscosmos kozmonotu Fyodor Yurchikhin 2017'de Dünya'ya dönüş yaptıkları Soyuz uzay aracının koltuklarında görülüyor. Üç dakika boyunca süren iniş sırasında astronotların ne kadar zorlandığı ve rahatsız olduğu videoda açıkça görülüyor.

I caught a ride back to Earth, courtesy of the Soyuz, 4 years ago today. Some astronauts compare it to a series of car crashes... and I wouldn't disagree ?? pic.twitter.com/pKYwokVTZ9

— Jack Fischer (@Astro2fish) September 3, 2021

Fischer Twitter'da, "Bazı astronotlar Dünya'ya dönüşün arka arkaya bir sürü araba kazası yaşamak gibi olduğunu söylüyor. Ben de onlara katılıyorum" diye yazdı. Uzayda yerçekimsiz ortamda huzurla süzülen astronotları görmeye alışkınız, ancak Dünya'ya dönüş sırasında yaşananlar, gerçekten korkutucu görünüyor...



1 kilometre uzunluğunda uzay gemisi

Bir uzay aracı hayal ettiğinizde, "ufak" muhtemelen akla gelen ilk kelime olmaz. Yine de, 2021 itibariyle, tarihte fırlatılan en büyük roket, hala yaklaşık 111 metre uzunluğundaki Satürn V'tir. Yani  bir futbol sahasından biraz daha uzun... SpaceX, 120 metre uzunluğundaki şimdiye kadarki en büyük roket olan Starship'i bu yılın başlarında inşa etmiş olsa da, bu roket henüz fırlatılmadı.

İnsanların geleceğe yönelik beklentileriyle bu boyutlar karşılaştırdığında, durum kötü gözüküyor. Star Trek'in ütopik geleceğini bekliyorsanız, 2200'lerin ortalarında Satürn V'in yedi katı uzunluğunda gemilerle dolaşıyor olacağız. Peki o teknolojiye nasıl ulaşacağız?

Çin'in bu soruya bir cevabı olabilir. Çin Ulusal Doğa Bilimleri Vakfı'na sunulan bir araştırma önerisi, kuruluşun 1 kilometreye kadar çıkan uzunluklara sahip "uzay kaynaklarının gelecekteki kullanımı, evrenin gizemlerinin keşfi ve yörüngede uzun süreli yaşam için büyük stratejik havacılık ekipmanı" olarak tanımlanan uzay gemilerinin nasıl inşa edileceğini araştırmasını sağladı. Karşılaştırma için belirtmek gerekirse, dünyanın en uzun insan yapımı yapısı olan Burj Khalifa, 828 metre uzunluğunda.

Dahası, en azından fikri "tamamen uygulanabilir" olarak nitelendiren havacılık mühendisliği profesörü ve eski NASA baş teknoloji uzmanı Mason Peck'e göre, bu başarılabilir. Peck, WordsSideKick.com'a "Buradaki sorunları aşılmaz engeller olarak değil, ölçek sorunları olarak tanımlardım" diyor. ve ekliyor: "Bu sorunların en büyüğü muhtemelen maliyet olacaktır."

Kabul edildiği takdirde projeye tahsis edilecek miktar 15 milyon yuan veya yaklaşık 2.3 milyon dolar olacak. Projenin büyüklüğü ve kapsamı göz önüne alındığında hiç de fazla değil. Yine karşılaştırma için belirtmek gerekirse, Uluslararası Uzay İstasyonu en geniş noktasında yalnızca yaklaşık 110 metre genişliğinde ve inşa edilmesi bu miktarın yaklaşık 50.000 katına mal olmuştu.

WordsSideKick.com'a konuşan havacılık ve uzay mühendisliği profesörü Michael Lembeck ise, "Fantastik, uygulanabilir değil ve düşünmesi eğlenceli, ancak teknoloji seviyemiz için çok gerçekçi değil" diyor ve ekliyor: "Uzay istasyonu yılda 3 milyar dolarlık bir girişim. Bunu daha büyük tesisler için çarparsanız, kısa sürede oldukça büyük, pahalı bir girişim haline gelir."

Öte yandan, ISS otuz yıl önce inşa edildi. Peck, 3D baskı gibi yeni teknolojilerin maliyetleri düşürmeye yardımcı olabileceğini ve gerçekten iyimser olanlar için daha da cazip bir seçenek olduğunu söylüyor: Ay'dan kaynak toplamak (bu planın uygulanabilmesi için doğal olarak bir miktar ay kolonizasyonu gerekir, ancak çok uzun vadede bu bir potansiyeldir).

Bununla birlikte, bazı zorluklar o kadar kolay aşılabilir değil. Bir kilometrelik bir uzay aracının başarması gereken zor bir dengeleme eylemi olacaktır. Dünya yüzeyinden çok yüksekte olursanız herhangi bir yolcuyu tehlikeli seviyelerde radyasyona maruz bırakma riskiniz var, çok alçakta olursa da atmosferden gelen sürtünme gemiyi yörüngeden çıkarabilir. Geminin ne için kullanıldığına bağlı olarak, devam eden bakım maliyetleri muazzam olabilir ve planı tamamen imkansız hale getirebilir.

Lembeck, "Buradaki çabanın düzeyi, istenen sonuçlara kıyasla son derece küçüktür" diyor ve bu kadar küçük bir bütçeyle projenin muhtemelen yalnızca böyle bir sürecin en erken aşamalarını keşfetmek için küçük bir akademik çalışma olarak tasarlandığını düşünüyor.

Proje devam ederse, finansman beş yıl sürecek, ancak başarılı olsa bile, bu bin metrelik uzay gemilerini gökyüzünde görmemizin ne kadar süreceğini söylemek mümkün değil. Kim bilir - belki de gerçekten 2245'e kadar beklememiz gerekebilir...



11 Eylül 2021 Cumartesi

1 kilometre uzunluğunda uzay gemisi

Bir uzay aracı hayal ettiğinizde, "ufak" muhtemelen akla gelen ilk kelime olmaz. Yine de, 2021 itibariyle, tarihte fırlatılan en büyük roket, hala yaklaşık 111 metre uzunluğundaki Satürn V'tir. Yani  bir futbol sahasından biraz daha uzun... SpaceX, 120 metre uzunluğundaki şimdiye kadarki en büyük roket olan Starship'i bu yılın başlarında inşa etmiş olsa da, bu roket henüz fırlatılmadı.

İnsanların geleceğe yönelik beklentileriyle bu boyutlar karşılaştırdığında, durum kötü gözüküyor. Star Trek'in ütopik geleceğini bekliyorsanız, 2200'lerin ortalarında Satürn V'in yedi katı uzunluğunda gemilerle dolaşıyor olacağız. Peki o teknolojiye nasıl ulaşacağız?

Çin'in bu soruya bir cevabı olabilir. Çin Ulusal Doğa Bilimleri Vakfı'na sunulan bir araştırma önerisi, kuruluşun 1 kilometreye kadar çıkan uzunluklara sahip "uzay kaynaklarının gelecekteki kullanımı, evrenin gizemlerinin keşfi ve yörüngede uzun süreli yaşam için büyük stratejik havacılık ekipmanı" olarak tanımlanan uzay gemilerinin nasıl inşa edileceğini araştırmasını sağladı. Karşılaştırma için belirtmek gerekirse, dünyanın en uzun insan yapımı yapısı olan Burj Khalifa, 828 metre uzunluğunda.

Dahası, en azından fikri "tamamen uygulanabilir" olarak nitelendiren havacılık mühendisliği profesörü ve eski NASA baş teknoloji uzmanı Mason Peck'e göre, bu başarılabilir. Peck, WordsSideKick.com'a "Buradaki sorunları aşılmaz engeller olarak değil, ölçek sorunları olarak tanımlardım" diyor. ve ekliyor: "Bu sorunların en büyüğü muhtemelen maliyet olacaktır."

Kabul edildiği takdirde projeye tahsis edilecek miktar 15 milyon yuan veya yaklaşık 2.3 milyon dolar olacak. Projenin büyüklüğü ve kapsamı göz önüne alındığında hiç de fazla değil. Yine karşılaştırma için belirtmek gerekirse, Uluslararası Uzay İstasyonu en geniş noktasında yalnızca yaklaşık 110 metre genişliğinde ve inşa edilmesi bu miktarın yaklaşık 50.000 katına mal olmuştu.

WordsSideKick.com'a konuşan havacılık ve uzay mühendisliği profesörü Michael Lembeck ise, "Fantastik, uygulanabilir değil ve düşünmesi eğlenceli, ancak teknoloji seviyemiz için çok gerçekçi değil" diyor ve ekliyor: "Uzay istasyonu yılda 3 milyar dolarlık bir girişim. Bunu daha büyük tesisler için çarparsanız, kısa sürede oldukça büyük, pahalı bir girişim haline gelir."

Öte yandan, ISS otuz yıl önce inşa edildi. Peck, 3D baskı gibi yeni teknolojilerin maliyetleri düşürmeye yardımcı olabileceğini ve gerçekten iyimser olanlar için daha da cazip bir seçenek olduğunu söylüyor: Ay'dan kaynak toplamak (bu planın uygulanabilmesi için doğal olarak bir miktar ay kolonizasyonu gerekir, ancak çok uzun vadede bu bir potansiyeldir).

Bununla birlikte, bazı zorluklar o kadar kolay aşılabilir değil. Bir kilometrelik bir uzay aracının başarması gereken zor bir dengeleme eylemi olacaktır. Dünya yüzeyinden çok yüksekte olursanız herhangi bir yolcuyu tehlikeli seviyelerde radyasyona maruz bırakma riskiniz var, çok alçakta olursa da atmosferden gelen sürtünme gemiyi yörüngeden çıkarabilir. Geminin ne için kullanıldığına bağlı olarak, devam eden bakım maliyetleri muazzam olabilir ve planı tamamen imkansız hale getirebilir.

Lembeck, "Buradaki çabanın düzeyi, istenen sonuçlara kıyasla son derece küçüktür" diyor ve bu kadar küçük bir bütçeyle projenin muhtemelen yalnızca böyle bir sürecin en erken aşamalarını keşfetmek için küçük bir akademik çalışma olarak tasarlandığını düşünüyor.

Proje devam ederse, finansman beş yıl sürecek, ancak başarılı olsa bile, bu bin metrelik uzay gemilerini gökyüzünde görmemizin ne kadar süreceğini söylemek mümkün değil. Kim bilir - belki de gerçekten 2245'e kadar beklememiz gerekebilir...



9 Eylül 2021 Perşembe

Uzaydan gelen nefes kesen fotoğraf!

Zaman zaman Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki mürettabıtının kendi kişisel twitter ve instagram hesapları üzerinden yayınladığı fotoğraflar gündeme geliyor. Bunlardan sonuncusu ise Thomas Pesquet'in fotoğrafı oldu.

Attığı tweet'te, "Cupola'dan gece resmi: Bazen yıldız ışıkları, kimin en parlak ve daha güzel olduğunu bulmak için şehir ışıklarıyla savaşır," notuyla çektiği fotoğrafı paylaşan Pesquet, bu fotoğrafıyla sosyal medyada geniş yer bulmayı başarmış. Çekilen fotoğrafın güzelliği bir yana, dünyanın çevresindeki turuncu çizginin ne olduğu konusunda da tartışmalara sahne olan sosyal medya mesajlarına, cevap ise gökbilimci Juan Carlos Munoz'dan geldi.

A night picture from the Cupola: sometimes star lights battle it out with city lights for who's the brightest and more beautiful. ?? #MissionAlpha https://t.co/9Tt9liMl3C pic.twitter.com/rEtGYfWu0Y

— Thomas Pesquet (@Thom_astro) September 5, 2021

Munoz'a göre Dünya'nın etrafındaki bu turuncu bant, Dünya yüzeyinin yaklaşık olarak 90 kilometre üzerindeki sodyum atomlarının emisyonu. Öte yandan bu çizgiye dikkatle bakıldığında, hemen arkasında soluk yeşil bir bant daha olduğu görülebiliyor. Bu da oksiyon atomlarının uyarılması sonucu ortaya çıkıyor.

Peki, siz ne diyorsunuz? Fotoğraf hakkındaki düşüncelerinizi aşağıda yorumlarda bizlerle paylaşın.



3 Eylül 2021 Cuma

Dokuzuncu gezegen bulundu mu?

Plüton'un rütbesinin "cüce gezegen" konumuna indirilmesinden sonra, Güneş Sistemi'ndeki gezegenlerin sayısı sekize inmişti ama yakın zamanda yine bir değişiklik olabilir. Astronomlar, eğer varsa, dokuzuncu gezegenin bulunması gereken yeri tespit ettiklerini öne sürüyor.  

Dokuzuncu gezegeni neden bulamadık?

Gezegen bulmak, gökyüzüne teleskopla bakıp büyük bir küre görmekten ibaret değil. Evet, en yakın komşu gezegenlerimizi bu şekilde bulmuştuk ancak mesafeler uzadıkça işler değişiyor. Uzay çok geniş, Güneş Sistemi'nin kapladığı alan çok büyük ve gezegenler bizden çok ama çok uzaktalar.

Güneş dışındaki yıldızların çevresindeki gezegenleri tespit etmek için transit yöntemini kullanmak mümkün. Gezegen yıldızının etrafında dönerken Dünya ile yıldız arasına geldiğinde yıldızın ışığında bir soluklaşma tespit ediliyor ve bu soluklaşma belli aralıklarla düzenli olarak gerçekleştiğinde, yıldızın çevresinde bir şeyler döndüğünü anlayabiliyoruz. Güneş Sistemi'ndeki Merkür ve Venüs dışındaki diğer gezegenler için bu geçerli değil, çünkü Dünya o gezegenlerden daha içeride yer alıyor. Bu yüzden dokuzuncu gezegen Güneş Sistemi'nin içine, derinliklerine dalmaya karar vermezse, onu bu şekilde tespit edemeyiz.

Ancak bir gezegenin uzaydaki diğer nesnelere olan etkisini gözlemleyerek, konum olarak nerede olması gerektiğini söylemek mümkün. Astronomlar son birkaç on yıldır Neptün'ün ötesinde, Kuiper Kuşağı'nın arkasında bir gezegen olduğunu iddia ediyor. Kuşaktaki gök cisimlerinin yörüngelerinin bozuluyor olmasını, bu gezegenin kütle çekimi etkisi ile açıklıyor. Ancak bu gezegeni tespit etmek için yapılan tüm çalışmalar şimdiye kadar boşa çıktı.

Profesör Mike Brown ve Profesör Konstantin Batygin buradaki nesnelerin kümelenmesine bakarak bu kümelenmeye neden olan ve bizim bir türlü göremediğimiz bu gezegenin konumunu, yani nerede olması gerektiğini %99,9 keskinlikle bulduklarını iddia ediyorlar. Her ne kadar gezegeni görememiş olsalar da, hesaplamalarından oldukça emin konuşuyorlar. 2023'te hizmete girecek olan Vera Rubin uzay teleskobu ile daha net gözlemler yapılacağını ve işaret ettikleri bölgede 9. gezegenin keşfedileceğini söylüyorlar.  



26 Ağustos 2021 Perşembe

Güneş sisteminin en hızlısı o!

Astronomlar, Güneşin çevresindeki bir turunu 113 günde tamamlayan, Güneş'e en yakın noktasında yüzey sıcaklığı kurşunu eritecek kadar artan çok hızlı bir asteroit keşfetti. 2021 PH27 olarak isimlendirilen asteroit Güneş Sistemi'ndeki nesneler arasında Merkür dışında en kısa yörünge periyoduna sahip (Merkür Güneş çevresindeki bir turunu 88 günde tamamlıyor). 2021 PH27 daha uzun bir eliptik yörüngeye sahip.

2021 PH27 Güneş'e en yakın noktadan geçerken 20 milyon kilometreye kadar yaklaşıyor. Bu mesafe, Merkür'ün yaklaşma mesafesinin yaklaşık olarak yarısı. Bu anda, 2021 PH27'nin yüzeyi yaklaşık 900 dereceye kadar ısınıyor.

Bu çok hızlı asteroit, 13 Ağustos'ta Carnegie Bilim Enstitüsü'nden Scott S.Sheppard tarafından, Şili'deki Cerro Tololo Amerikan Gözlemevi'ndeki Victor M. Blanco 4m Teleskopu üzerindeki Karanlık Enerji Kamerası kullanılarak keşfedildi. 2021 PH27'nin hızını ve yörüngesini doğrulamak için uluslararası astronomlardan oluşan bir grup çalışmalar yürüttü.

Asteroit şu anda Güneş'in öteki tarafında bulunuyor, yani Dünya'dan gözlemlenemiyor, ancak gelecek yıl tekrar görünür olacak. Bu aşamada rotası ve hızı net olarak saptanacak ve bir isim verilecek.  



23 Ağustos 2021 Pazartesi

Mars'ın uydusunda yaşam var mı?

Japon Uzay Ajansı'nın (JAXA), 2024 yılında Mars'ın uydusu Phobos'a göndereceği görevin, Kızıl Gezegende yaşam belirtileri aramak için iyi bir fırsat olabileceği düşünülüyor. Görev, diğer uzay ajanslarının Mars yüzeyinden numuneleri geri getirme çabalarını geride bırakarak, 2029 yılına kadar Dünya'ya malzeme örneği getirmeyi hedefliyor. Mars materyalleri gezegenin uydularında birikiyor ve buna bağlı olarak da geçmiş yaşamın göstergelerini içerebilir.

Mars keşif araçlarının her nesli daha sofistike test ekipmanı taşımasına rağmen, Dünya temelli laboratuvarların çok gerisinde kalıyorlar. Mars'ın yerçekimi, geri dönüş görevlerinin önünde bir engel teşkil ediyor - ancak Phobos ve Demos uyduları o kadar küçük ki, bir iniş aracının numuneleri aldıktan sonra tekrar havalanması zor görünmüyor.

Science dergisinde, JAXA bilim adamları Dr Ryuki Hyodo ve Profesör Tomohiro Usui, Mars uydularının asteroit çarpmalarıyla gezegenin kendisinden fırlatılan toza ev sahipliği yapması gerektiğini açıklıyor. Mars hayata ev sahipliği yapıyorsa - ya da şimdiye kadar yaptıysa - kalıntılarının uydularda bulunması mümkün.

Kendi uydumuzda Dünya'ya ait parçalar bulunduğu biliniyor ve Phobos, Mars'a Ay'ın Dünya'ya olduğundan daha yakın. Hyodo ve Usui, "Mars'ın tarihi boyunca, Mars üzerindeki sayısız asteroit çarpması, Mars'ın parçalarının kopmasına sebep oldu ve fırlatılan malzemenin bir kısmı aylarına ulaştı" diye yazıyor.

Daha düşük Mars yerçekimi, daha küçük etkilerin malzemeyi Dünya'ya göre daha uzağa fırlatabileceği ve bazılarının uydulardan biri tarafından toplanacağı anlamına geliyor.

Hyodo ve Usui, daha önce Phobos'un yüzey toprağının en az yüzde 0.1'inin orijinal olarak Marslı olduğunu tahmin eden bir ekibin parçası. Phobos'un küçük boyutu ve düşük yerçekimi göz önüne alındığında, bir uzay aracı, Mars'ın aksine, birden fazla örnek almak için konumlar arasında kolayca atlayabilecektir. Ayrıca, etkilerin çeşitliliği, örneklerin Mars'ın birçok bölgesinden kaynaklanacağı anlamına gelecektir. Bu nedenle, JAXA, her biri gezegenin yüzeyinin yalnızca küçük bir bölümünden toplayacak olan daha büyük uzay ajanslarından çok daha temsili bir Mars çeşitliliği örneği bulabilir.

Mars Uydusu Keşfi (MMX) görevinin, 2024'te başlaması ve 2029'a kadar geri dönmesi planlanıyor. Ortak bir NASA/Avrupa Uzay Ajansı görevi, Perseverance'ın şu anda topladığı örnekleri yaklaşık 2031'de Dünya'ya getirmeyi amaçlarken, Çin görevinin ise 2030 yılında geri dönmesi hedefleniyor.

Sonunda Dünya'ya ulaşan meteorlar şeklindeki Mars parçaları zaten ileri testlerin konusu olmuştur. Bunlardan birinde olası yaşam belirtileri 1996'da bir medya fırtınası yarattı. Ancak, bu göktaşları keşfedildiği zaman, Dünya'da binlerce yıldır bulunuyorlardı ve bu da kontaminasyon riskini artırıyordu.

Kendi atmosferleri veya suları olmadığı için Phobos ve Deimos'ta bu olmayacak. Phobos'tan yeni tehlikeler yaratmak için hala yaşayan Marslı mikroorganizmaları geri getirme tehlikesi de yok - uydu yüzeyindeki radyasyona maruz kalmak uzun zaman önce yaşayan her şeyi öldürmüş olacak.

Hyodo ve Usui, İngilizce'de Sterilize ve Sert Işınlanmış Genler ve Eski İşaretler (Sterilized and Harshly Irradiated Genes and Ancient Imprints) anlamına gelen ve Japonca'da "ölü kalıntılar" anlamına gelen SHIGAI'yi araştırmak için bu optimum kombinasyon olarak adlandırıyor.

JAXA'nın Phobos'u ziyaret etmek için başka nedenleri de var. Phobos ve Deimos'un bir zamanlar daha büyük tek bir ayın parçası olduğuna dair son kanıtlar ortaya çıktı, oradaki bir görevin doğrulayabileceği veya çürütebileceği bir şey...



12 Ağustos 2021 Perşembe

Uzayda reklam yapacaklar!

Dış uzay zorlu koşullarının yanı sıra, hiçbir markanın bulunmamasıyla da öne çıkıyor. Ancak bu durum, reklamları uzaya göndermeyi planlayan yeni bir Kanadalı firma sayesinde değişebilir. Geometric Energy Corporation (GEC) firması, SpaceX tarafından gelecek yıl fırlatılması planlanan, görüntüleri pikselli bir ekranda çalıştırabilen bir uydu tasarladı.

GEC kurucu ortağı Samuel Reid, Business Insider ile yaptığı röportajda, reklamların CubeSat olarak bilinen küçük, küp şeklindeki bir uydunun yanında gösterileceğini söylüyor. Reklam alanı satın almak isteyenler, ekranda belirli bir pikseli talep etmek, bulmak ve tasarlamak için jeton (token) satın almak zorunda kalacaklar.

Biri pikselin X koordinatını, diğeri ise Y koordinatını belirleyen beş farklı jeton türü bulunuyor. Diğer ikisi, alıcıların piksellerinin rengini ve parlaklığını kontrol etmesine izin verirken, son jeton ise reklamın ne kadar süreceğini belirliyor.

Yörüngeye girdikten sonra, ekranı filme almak ve YouTube veya Twitch'e canlı yayınlamak için bir selfie çubuğu kullanılacak ve tüm Dünya sakinlerinin uydu tarafından barındırılan reklam maratonunu izlemesine izin verilecek.

Bu jetonların fiyatı henüz açıklanmasa da Reid, firmanın reklam alanı karşılığında sadece kripto paraları kabul edeceğini doğruladı. Söylediğine göre bu karar, "uzaya erişimi demokratikleştirmeye ve merkezi olmayan katılıma izin vermeye" yardımcı olacak.

CubeSat Nedir?

CubeSat'lar, çeşitli amaçlar için kullanılabilen küçük, hafif uydular ve genellikle başka bir göreve gönderilirken fazladan alana sahip olan roketler ile yörüngeye yolculuk yapıyor. GEC tarafından tasarlanan CubeSat'ın, gelecek yıl aya giderken SpaceX'in Falcon 9 Roketiyle fırlatılması planlanıyor.

Konsept, benzersiz reklam kanallarından yararlanmak isteyen işletmelere hitap edecek olsa da, Reid, sanatçıların ve ticari ilgisi daha az olan diğer kişilerin de piksel satın alabileceğini söylüyor: "Logolarını tasvir etmek isteyen şirketler olabilir ... veya biraz daha kişisel ve sanatsal hale dönüşebilir. Umarım insanlar uygunsuz, aşağılayıcı veya saldırgan bir şeye para harcamazlar."