27 Eylül 2021 Pazartesi

Ucuz kiralık ev arayanlar dikkat!

Yaz tatilinin sona ermesi ve üniversitelerin fiziksel eğitime geçmesiyle birlikte artan kiralık ev ihtiyacı, kiraların artmasına neden oldu. Kiralık ev fiyatlarının artması nedeniyle uygun fiyatlı ev arayışında olan vatandaşlar ise siber dolandırıcıların hedefi oluyor. Dolandırıcılar, artan kiraları fırsat bilip sahte ilanlarla aynı evi defalarca kiralayarak uygun fiyatlı ev arayanları kapora göndermeleri bahanesiyle dolandırmaya çalışıyor. Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, dolandırıcı e-postalara, telefon görüşmelerine, sahte ilanlara, sahte web sitelerine sosyal medyadaki paylaşımlara ve arama motorlarındaki sahte site reklamlarına karşı temkinli olunması gerektiğini söylüyor.

Gerçek İlanlardaki Ev Fotoğraflarını Kullanarak Daha Uygun Fiyata Sunuyorlar

Yaz aylarının ardından yeni bir eve taşınmak isteyenler ya da üniversite eğitimi için şehir değiştiren öğrenciler kiralık ev arayışına başladı. Ancak son zamanlarda giderek artan sayıda kişi kiraladıkları evlerin gerçekte hiç olmadığını, kiraladıkları sitedeki ilanın ya da sitenin ortadan kaybolduğunu ve aynı evin defalarca kez farklı kişilere kiralandığını fark ettikleri için ev arayışı kabusa dönüşüyor. Uygun fiyatlı kiralık ev arayanları, artan kiralar nedeniyle dolandırılma potansiyelinin farkında olmaları konusunda uyaran Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, "Sahte ilanlarla gerçekten ilanda olan bir evi kendi evleriymiş gibi kiralamaya çalışıyorlar. Gerçek ev detayları, genellikle başka sitelerden ya da aynı sitedeki mevcut veya eski bir ilandan çalınıyor. Dolandırıcılar, üniversitelere ya da merkezi noktalara yakın yerleri tercih ediyor. Şüphe uyandırmamak için fiyatlar makul aralıklarda tutuluyor ve inanılmaz fiyatlar gösterilmiyor. Bir ev başka bir ilanda ya da sitede 3.500 TL'ye kiralanırken dolandırıcılar aynı evi 2.750 TL'ye sunuyorlar." açıklamasında bulunuyor.

Ev Arayışında Olanlara 6 Uyarı

Uygun fiyatlı ev arayışında olanların temkinli olması gerektiğini söyleyen Alev Akkoyunlu, 6 uyarıda bulunuyor.

1. Sahte ilanın uygun fiyatlı olması nedeniyle dolandırıcılar yoğun talep olduğunu belirterek kapora isteyebilirler. Evi görmeden kapora vermeyin. Evi gördükten sonra kapora verecekseniz, bu işlemi elden yapmayın. Mutlaka banka havalesinde ayrıntılı bir şekilde belirterek işlem yapın.

2. Ev aramayı planladığınız bölgedeki diğer benzer evlerin fiyatlarını mutlaka kontrol edin. Kiralamak istediğiniz ev diğer evlerden çok daha düşükse veya hemen kiralamanız gerekiyorsa, nedenini sorgulayın. İçgüdülerinize güvenin. Gerçek olamayacak kadar iyi görünen teklifler genellikle gerçek değildir.

3. Bu amaçla açılan sahte ilanlarda, gerçekte mevcut olmayan dairelerin fotoğrafları kullanılabilir. Emlakçıların mutlaka Ticaret Bakanlığı tarafından verilen Taşınmaz Ticareti Yetki Belgesi'ne sahip olup olmadığını sorgulayın. Her zaman bilinen web sitelerini ve uygulamaları kullanın.

4. Dairenin sahibini ve ayrıntılarını öğrendikten sonra, biraz araştırma yapmak için Google'da arama yapın. Google haritalarda adresi doğrulayabilir ve sokak görünümü özelliğini kullanabilirsiniz. İlanlardaki fotoğrafların sokak görünümündeki görsellerle eşleşip eşleşmediğini kontrol edin.

5. Siz kiraladıktan sonra dairenin ilandan kalktığına emin olun. Eğer ilan kalkmıyorsa büyük bir ihtimalle aynı ev defalarca kez farklı kişilere kiralanacaktır.

6. Dairenin fotoğrafları için tersine görsel arama yapın. Görsele sağ tıklayın ve 'Google içinde resim ara' seçeneğini seçin. Aynı fotoğrafın birkaç farklı daire için kullanıldığını görürseniz, muhtemelen bir dolandırıcılıktır. 



Beynimiz nasıl "kaydediyor?"

Kafamızın içinde olup bitenlerin çoğunun gizemli olduğunu kesin. Bilincimizi anlamak bizim için halen oldukça zor bir şey ve deneyimlerimizin tam olarak nasıl belleğe dönüştüğünü bilmek en iyi ihtimalle belirsiz. Ancak İngiliz bilim insanı Dr. Ben Goult, artık hafızaya mekanik bir temel sağlayan yeni bir teori ortaya koydu. IFLScience, insan beyninin ve bilgisayarların ne kadar benzer olduğunu tartışmak için Dr. Goult ile bir görüşme yaptı.

MeshCODE teorisi, talin adı verilen belirli bir protein molekülünün keşfine dayanıyor. Beyin hücrelerinin sinyal göndermesine imkan tanıyan yapılar olan sinapslar, teorinin adını aldığı ağ örgüsü olarak bilinen talin moleküllerinden yapılmış yapı iskelelerini içeriyor. Bu moleküller, ikili kod gibi 0 ve 1 olarak anlaşılabilecek iki kararlı duruma sahip.

Dr. Goult, Frontiers in Molecular Neuroscience'da yayınlanan yeni bir makalede, sadece beynimizin moleküler yapısı ile bilgisayarlar arasında bir benzerlik olmadığını, tüm bellek aracının, tuşlardan yapılmış eski bir mekanik bilgisayar gibi çalıştığını ancak çok daha iyi olduğunu öne sürüyor.

Dr Goult, IFLScience ile yaptığı görüşmede "MeshCODE teorisi, beyin faaliyetimizin molekül şekillerine yazılmış karmaşık bir ikili kodlamayı sürekli olarak güncellediği mekanik bir bilgisayar olarak beynin yeni bir görünümünü sunuyor. Dikkat çekici bir şekilde, insanlığın optimal hesaplama cihazları üretme çabaları, doğanın halihazırda ulaşmış olabileceğine çarpıcı bir benzerlik gösteren mimarilere yol açmış olabilir" dedi.

Teoriye göre beynimizdeki elektrik sinyalleri bu moleküllerdeki 0'lar ve 1'lerin kalıplarını değiştiriyor. MeshCODE, tüm beyni bilgilerin erişilebilen belirli konumlarda depolandığı bir katı hal diski olarak kabul ediyor. Bu fikir aynı zamanda neden uykuya ihtiyacımız olduğuna dair bir açıklama da sunuyor.

Goult, "Teori aynı zamanda neden uyuduğumuz konusunda yeni bir rol üstleniyor" diyor ve şöyle devam ediyor: "Gün boyunca beyin, hipokampusta toplanan ve işlenen çok fazla bilgi alıyor. Geceleri bu bilgilerin işlenmesi, mevcut verilerle entegre edilmesi ve kortekste uzun süreli depolamaya aktarılması gerekiyor. Bu veri yönetimi, çok fazla beyin aktivitesi gerektirir ve doğal uyku döngülerimiz bu işlemin gerçekleştiği yer olabilir. REM uykusu sırasındaki elektriksel aktivite, depolanan bilgiyi yazmak ve düzenlemek için bu bellek moleküllerini yerleştirecektir, bu da fiziksel olarak beynin diskine yazılan ikili kalıpları değiştirecektir."

Mevcut araştırma, MeshCODE teorisinin sadece düzgün bir açıklamadan daha fazlası olduğunu göstermenin yollarını arıyor. Bilim insanları ayrıca, moleküllerin gerçek zamanlı olarak nasıl değiştiğini anlamakla da ilgileniyorlar; bu araştırma, talin ağ yapısındaki değişikliklerin nöral aktivite kalıplarına dönüşüp dönüşmediğini ve nasıl çevrildiğini netleştirmeye yardımcı olabilir.



Reklam engelleyici ile güvenlik!

Bazı şirketler, kullanıcıların bir reklamı tıklayıp tıklamayacakları konusunda daha bilinçli kararlar verebilmelerini sağlamak için reklamları daha şeffaf hale getirmeye çalışırken, kullanıcıların kişisel bilgilerini toplamak veya cihazlarının içeriğine ulaşmak için kullanılan kötü niyetli reklamlar hala ciddi bir tehdit unsuru oluşturuyor.

Amerika Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) ve Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) gibi federal ABD istihbarat teşkilatlarının da çevrimiçi reklamcılıktan korktuğu ve bu potansiyeli azaltmak için reklam engelleyiciler kullanmaya teşvik edildiği ortaya çıktı.

Motherboard'ın haberine göre, Senatör Ron Wyden tarafından hazırlanan ve Yönetim ve Bütçe Ofisine (Office of Management and Budget - OMB) gönderilen bir mektuba göre, NSA, CIA, İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), Deniz İstihbaratı Ofisi (ONI) ve daha fazlası dahil olmak üzere birden fazla devlet kurumundan oluşan Intelligence Community (IC) üyelerinin reklam engelleyici kullanmasını istiyor.

Söz konusu kullanıcılar Federal istihbarat teşkilatlarında çalıştığından dolayı böyle bir önlemin alınmak istenmesi şaşırtıcı değil, ancak bir taraftan da kötü niyetli reklamların hala açık bir tehlike olarak internette dolaştığını göstermesi açısından önemli.  Wyden, reklam sağlayıcıların hedefli reklamlar sunmak için çevrimiçi etkinliği nasıl kullandıklarını da özetliyor. Yakın tarihli bir Senato soruşturmasında, bu verilerin Çin ve Rusya gibi "yüksek riskli" pazarlara ihraç edildiğini ve daha sonra kötü amaçlarla kullanabilecekleri ortaya konuldu.

Hem NSA hem de Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenlik Ajansı (CISA) daha önce reklam engelleyicilerin kullanımını teşvik eden bir kılavuz sunmuştu. Bununla birlikte, federal kurumların şu anda bu yönergeyi izlemesi zorunlu değil. Wyden tüm federal istihbarat teşkilatlarında reklam engelleyicilerin kullanımının zorunlu tutulmasını öneriyor.



TP-Link, WiFi 6E ürünlerini duyurdu

TP-Link, WiFi 6 teknolojisinin bir üst versiyonu olan WiFi 6E teknolojili yeni Deco Mesh çözümlerini duyurdu. Deco XE75 ve Deco XE200 model adlı ürünler, yepyeni bir Mesh WiFi çağına geçiş sağlıyor. WiFi 6 teknolojisinin tüm potansiyelini ortaya çıkaran WiFi 6E teknolojisi ile Mesh teknolojisinin bir araya gelmesi, günümüzde yaşanan pek çok WiFi sorununu kesin bir şekilde ortadan kaldırıyor.

WiFi 6E ile TP-Link'in gelişmiş Mesh WiFi teknolojisi kapsama alanı, hız ve toplam ağ kapasitesinde büyük bir artış sağlıyor. Kullanıcılar daha hızlı yükleme süreleri ve daha fazla cihazın ağa bağlanabilmesi özellikleriyle geleceğin ağ iletişiminin keyfini bugün çıkarabilecek.

WiFi 6E neler getiriyor?

WiFi 6E teknolojisinin getirdiği 6 GHz bandı sayesinde, bant genişliği sorunu, hız düşüşleri ortadan kalkıyor. 6 GHz sayesinde 160 MHz kullanabilen çok sayıda kanal oluşuyor; bu da bant genişliği ve hız konusunda çok önemli avantajlar sağlıyor. Aynı zamanda 6GHz bandı temiz olduğundan ve tıkanıklık oluşturmadığından eski cihazlardan kaynaklanan parazit sorununu da ortadan kaldırıyor.

Deco XE75 – Akıllı Ev Mesh WiFi Sistemi

TP-Link'in duyurduğu WiFi 6E teknolojili ilk ürün Deco XE75, AI-Driven mesh teknolojisine sahip. 6 GHz bandı sayesinde daha fazla bant genişliği, daha yüksek hızlar ve daha düşük gecikme süreleri sağlayan ürün, tüm evi kapsayan, kesintisiz ve güçlü bir Mesh WiFi ağı oluşturuyor.

İki birimden oluşan bir Deco XE75 ile 500 metrekare bir evi kapsayan ve 150'den fazla cihaza bağlantı desteği sağlayan bir WiFi ağı kurmak mümkün. Gelişmiş AI-Driven teknolojisine sahip olan Deco XE75, otomatik olarak öğrenebiliyor ve kullanıldıkça kendisini geliştiriyor. Böylece kullanıcı ihtiyaçlarına, isteklerine uygun, gelişmiş bir ağ oluşuyor. Tüm bunlara ek olarak TP-Link HomeShield güvenlik paketi sayesinde, ev ağı ve bağlı cihazlar güvende kalıyor.

TP-Link'in Mesh WiFi Amiral Gemisi: Deco XE200

En yeni WiFi 6E teknolojisi ile 10 Gbps WiFi çağına adım atan TP-Link, Mesh sistemlerinde amiral gemisi olan Deco XE200'ü tanıttı. WiFi 6E, 1024-QAM ve 160 MHz kanal teknolojilerinden yararlanan ürün, son derece hızlı, üç bantlı WiFi ağı oluşturuyor. Toplamda 11.000 Mbps kablosuz hızlara ulaşabilen ürün ile 200'den fazla cihaz kapasitesine sahip bir ev Mesh ağı kurulabiliyor. İki birimden oluşan Deco XE200 paketi ile 200 metrekare alanda sorunsuz bir WiFi ağı elde etmek mümkün oluyor.

Deco XE200'ün içerisinde 16 adet yüksek kazançlı anten yer alıyor. Bu sayede eşzamanlı olarak daha yüksek aktarımlar yapılabiliyor, bir seferde daha fazla kodlanmış veri aktarılabiliyor. Ayrıca cihaz üzerinde yer alan çoklu Gigabit WAN/LAN bağlantı noktaları sayesinde, kablolu bağlantı performansı da yüksek oluyor ve kablolu bağlantıda da geniş bant hızından tam olarak yararlanılabiliyor. 10 Gbps Ethernet girişi sayesinde, ultra hızlı bağlantı ihtiyacı olan kullanıcıların sorunu çözülüyor. Deco XE75'de olduğu gibi AI-Driven ve TP-Link HomeSihield özelliklerine sahip olan Deco XE200, TP-Link'in Deco Mesh ailesinin amiral gemisi olmaya layık pek çok özellikle donatılmış durumda.



Milyarderlere sert tepki: "Yeter!"

BM Genel Sekreteri, milyarderlerin hayal bile edilemeyecek servetlerini harcamayı tercih ettikleri yoldan bıkmış gibi görünüyor ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada lafını sakınmadı. António Guterres, Jeff Bezos ve Richard Branson gibi zenginlerin "milyonlar aç kalırken uzayda keyifle gezmelerini" eleştirdi.

António Guterres konuşmasının bu kısmına "insanlar, zorlu günlük yaşamlarının gerçekleri tarafından reddedilen ilerleme vaatlerini gördüklerinde. Temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlandığını gördüklerinde. Etraflarında küçük ve büyük yolsuzlukları gördüklerinde..." sözleriyle başladı ve şöyle devam etti: "Dünyada milyonlarca insan aç gezerken milyarderlerin uzaya gittiğini gördüklerinde. Ebeveynler, çocukları için bugünün mücadelelerinden bile daha kasvetli görünen bir gelecek gördüklerinde. Ve gençler hiçbir gelecek görmediklerinde. Hizmet ettiğimiz ve temsil ettiğimiz insanlar, yalnızca hükümetlerine ve kurumlarına değil, 75 yılı aşkın bir süredir Birleşmiş Milletler'in çalışmalarını canlandıran değerlere olan inançlarını da kaybedebilir."

Bu "keyif yolculukları" konusu son aylarda hararetli bir şekilde tartışmaların konusu oluyor. Pek çok kişi, Dünya'daki sorunlar giderek daha endişe verici hale gelirken yıldızlara büyük miktarda para ve kaynak ayırmanın sorumsuzluk olduğunu savunuyor. İster teknolojiyi ve evren hakkındaki insan bilgisini ilerletmek için, isterse sadece büyük isimlerin egolarını geliştirmek için olsun, eleştirmenler - ve konuşmasından anlaşıldığı kadarıyla genel sekreter - bu insanların harcadıkları para miktarının yenilenebilir teknolojileri iyileştirilebileceğine, milyonlarca kişiye temiz gıda veya su erişimi sağlayabileceğine ve gelecek neslin sahip olacağı fırsatları genişletebileceğine dikkat çekiyorlar.

Alternatif olarak diğerleri, bir dizi tıbbi teknolojiden (LASIK, görünmez diş telleri ve yapay uzuvlar gibi) güneş pillerine ve hatta modern yataklardaki köpüğe kadar, uzay araştırmaları sayesinde teknolojide birçok sıçramanın yapıldığını belirtiyor. Onlara göre bu çabalar olmasaydı, toplum bugün olduğu kadar ilerlememiş olabilirdi.

Guterres'in de belirttiği gibi, eşitlik, adalet ve barış gibi temel değerlerin -kısmen yanlış yerleştirilmiş harcamaların bir sonucu olarak- yerine getirilememesi, bugün karşı karşıya olduğumuz birçok sorunun temelinde yer alıyor. İnsanlar, var olan krizler konusunda bir eylemde bulunmadan hükümetlerine ve kurumlarına olan inançlarını kaybedebilirler.



iPad Pro'larada değişim zamanı

İlk iPad modelinden bu yana serinin tasarımı hep portre öncelikli yapıda olmuş ve Apple logosunun yönü ile kameraların konumu buna göre tasarlanmıştı. Fakat ortaya çıkan yeni sızıntı doğru ise, bir sonraki iPad, manzara, yani yatay düzlemde kullanılacak yapıda tasarlanabilir.

Bir iOS geliştiricisi Apple analisti @dylandkt'ye göre iPad Pro serisindeki gelecek modellerinde, yatay bir Apple logosu ve yatay bir kamera yerleşimi olacak ve bununla birlikte kullanım iPad'in öncelikli şeklide de yatay düzleme göre olacak.

Dylan'ın tweet'i şu şekilde: "Gelecekteki iPad Pro'larda yatay bir kamera yerleşimi ve arkada yatay olarak yerleştirilmiş bir Apple logosu bulunacak. Apple, iPad Pro kullanımı için yatay modu varsayılan yapacak. Yeni nesil modelin bu özelliği taşıyıp taşımayacağını henüz teyit etmedim ancak çalışmalar devam ediyor."

Öte yandan bir diğer sızıntı da iPad Pro'nun tamamen cam arka kasaya sahip olabileceği hakkında. 2022 yılında piyasaya çıkacak yeni iPad Pro'nun arka yüzeyinin yekpare cam kaplamadan oluşacağı söyleniyor.



26 Eylül 2021 Pazar

Kitlesel yok oluşun işaretleri...

Nature dergisinde yer alan endişe verici yeni bir araştırma, tarih boyunca neredeyse tüm kitlesel yok oluş olaylarının ortak bir özelliğini tespit etti ve iklim değişikliği nedeniyle bir sonraki bu tür felaketin alametlerinin artmakta olduğu konusunda uyardı. Yazarlar, özellikle, aşırı küresel ısınmanın tüm tarihsel olaylarının, yüzlerce bin yıl boyunca devam eden zehirli tatlı su yosunu patlamalarını tetiklediğini buldular ve bu zararlı mikropların çoğalmasının artık bir kez daha tespit edilebilir olduğunu söylüyorlar.

Dünya tarihindeki en büyük yok olma olayı yaklaşık 252 milyon yıl önce gerçekleşti ve Permiyen sonu olayı (EPE) veya Büyük Ölüm olarak biliniyor. Öncüsü olarak volkanik aktivitede çarpıcı bir artış yaşayan EPE, karbondioksit seviyelerinde ve küresel sıcaklıklarda keskin bir yükselme ile ilişkili ve gezegendeki tüm canlı türlerinin yaklaşık yüzde 90'ını yok ettiğine inanılıyor.

Bu kıyamet olayının tatlı su ekosistemlerini nasıl etkilediğini incelemek isteyen araştırmacılar, Avustralya'nın Sidney Havzası çevresindeki kayalardaki fosil, tortu ve kimyasal kayıtları analiz ettiler. Bu araştırma sırasında, EPE'den hemen sonra mikroskobik alglerde ve siyanobakterilerde, yaklaşık 100.000 yıl süren tekrarlayan çiçeklenmelerle büyük bir artış tespit ettiler.

Normal şartlar altında, bu tür mikroplar, suyu oksijenlendirerek su ekosistemlerinin gelişmesine yardımcı olur. Ancak, çiçekler kontrolden çıktığında ters etki yaratarak, oksijeni tüketirler ve çevreyi diğer tüm yaşam formları için elverişsiz hale getiren toksinler üretirler.

Araştırma yazarlarına göre, tatlı su kütlelerinin zararlı çamura dönüşmesi, EPE'den sonra yaklaşık 3 milyon yıl boyunca ekosistemlerin iyileşmesini engelledi.

Yapılan açıklama, bu yıkıcı patlamanın, mükemmel bir hızlandırılmış sera gazı emisyonu fırtınası ve volkanik aktivitenin bir sonucu olarak daha yüksek küresel sıcaklıklar ve tatlı su kütlelerine besin akışı ile birlikte tetiklendiğini belirterek devam ediyor. Bu üçüncü bileşen, orman yangınları ve kuraklıkların toplu ormansızlaşmaya yol açarak topraktaki bileşiklerin su yollarına sızmasına neden olmasıyla ortaya çıktı.

Ayrıca yazarlar, bu olayın tek seferlik olmadığını ve dinozorları yok eden ünlü Kretase sonu yok oluşu dışında her kitlesel yok oluş sırasında meydana geldiğini buldular. 66 milyon yıl önce meydana gelen asteroit kaynaklı bu olay, sera gazlarında büyük bir alg patlamasına yol açacak kadar yeterli artış yaratmadı.

Bununla birlikte, araştırma yazarı Tracy Frank, modern antropojenik iklim değişikliğinin böyle bir çiçeklenme olayı için gereken koşulları yeniden yaratma potansiyeline sahip olduğunu ve bu nedenle büyük bir ekolojik felaketi tetikleyebileceğini söylüyor.

Frank, "Göllerde ve sığ deniz ortamlarında, sıcaklıktaki artışlar ve bitki topluluklarındaki değişikliklerle ilişkili olarak, tatlı su ortamlarına besin katkılarında artışa yol açan, gitgide daha fazla zehirli alg patlaması görüyoruz" diyor ve ekliyor: "Yani, bugünle pek çok paralellik var. Volkanizma geçmişte bir CO2 kaynağıydı, ancak o zamanlar görülen CO2 giriş hızının, antropojenik etkiler nedeniyle bugün gördüğümüz CO2 artış hızına benzer olduğunu biliyoruz."

Araştırmacılar, bu zararlı alglerin büyümesi için en uygun su sıcaklığını 20 ila 32°C arasında olduğunu hesaplıyor. Endişe verici bir şekilde, mevcut iklim değişikliği modelleri, orta enlem kıtasal yaz yüzeyi hava sıcaklıklarının bu yüzyılın sonuna kadar bu aralığa düşeceğini tahmin ediyor. Bu denkleme, topraktaki besin maddelerinin nehirlere ve göllere sızmasına izin vererek bu patlamaları körükleme potansiyeline sahip olan, son zamanlardaki orman yangınlarında kayda değer bir artış da eklendi.

Bunu basit terimlerle dile getiren çalışma yazarları, "derin jeolojik kayıtlardan elde ettiğimiz bulguların bu uyarıların altını çizdiğini ve devam eden ısınma ve ormansızlaşmanın uzun vadeli sonuçları için rahatsız edici bir tahmin oluşturduğunu" belirtiyorlar...